2004 bitiyor. Her biten şey, bir hesaplaşmayı da getirir beraberinde. İsterseniz iki şeyi birlikte yapalım. Bu yılın bir özet değerlendirmesi ile, tam on yıl önce, 1994’te nasıl bir Türkiye vardı, onu anlamaya çalışalım.

Hepinizin de katılacağı gibi, 2004 her şeyin çok yoğun yaşandığı bir yıl oldu. Dünyanın da hatıra defteri doluydu bu yıl, Türkiye’nin de. Bir yanda doğal afetlerin üzücü sonuçları, diğer yanda savaşların, çatışmaların kurumayan kanları, bitmeyen acıları..
Gelelim Türkiye’ye. Ülkemiz için neredeyse bir ‘milat’ olan 17 Aralık’ta, AB için müzakere tarihi alınması, nice yıllara damgasını vuracak bir olay. AB müktesebatına uyum çalışmaları sonunda Türkiye, gelecekte, eminim ki hepimizin özlediği şu sözü söyletecek: ‘Ben, bu ülkenin vatandaşı olmaktan dolayı mutluyum!’

İnsan hakları, adaletin sağlanması, bireyin öne çıkması ve bütün bunların tıkır-tıkır işleyen bir ekonomiyle atbaşı gitmesi. Her şeyin olması gerektiği kıvamda olması. İnsanımızın bu rüyasını gerçekleştirmek, nice yılların ‘milat’ı değil midir?

Gelelim realiteye. Mali düzen açısından, bu yıl da, geçen yıl gibi başarılı oldu. Önüne geleni yıkan dev dalgalar, engellendi. Sorunu bol olan ülkemizde, oluşan problemle boğuşmak yerine, gelecekte olabilecekleri düzenleme bilinci öne çıktı. Bu, önemli bir zihniyet değişimi..

Geçmişe ait olumsuzluklar dizginlendi. Bir yandan şeytan taşlanıyor, bir yandan da durum düzeltilmeye çalışılıyor. Devletin organları arasındaki uyum da övgüye değer. Anılması gereken nice isim, nice olay var. Sanıyorum işin esası, devletteki zihniyet değişikliği, algılama farklılığı. Tabii ki, başarının en büyük özelliği, bu değişimin ‘siyaset’ aracılığıyla sonuçlanması.

Sahi, siyasetin anlamı neydi? Sözlüklere bakarsanız: ‘Halka ait işleri gözeterek, yolu ve usulünce yürütme, devlet idaresi, diplomasi; akıllı, tedbirli, ihtiyatlı davranış’ın adı siyaset.

10 yıl önce bu işler nasıldı, ona bakalım mı?

Türkiye Yazarlar Birliği’nin ‘1995-Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı’ nın başyazısı olan ‘1994’te siyaset’ başlıklı, 20 sayfalık, bana ait makalenin sonuç bölümüne bakalım!

Şöyle: ‘Ne yazık ki, Türkiye’de yıllardan beri siyaset kurnazlık olarak algılanmakta ve uygulanmaktadır. Bu nedenledir ki siyasilerimizden bir kısmı kurnaz tilki, bir kısmı masum kuzu, bir kısmı da kırmızı şapkalı kız rolü oynamaktadır. Hızla eriyen, erozyona uğrayan siyaset belli noktalarını yitirmektedir. Gün geçtikçe Türkiye’de siyaseti anlatabilmek için başvuracağımız nirengi noktaları ve özellikler azalmaktadır.

Türkiye’nin ana sorunu yapısaldır.

Türkiye’nin sorunu, (onu bir insana benzetirsek) kalbiyle ve beyniyle ilgilidir.’

‘1994 yılının tamamında, ekonomik, idari ve siyasi bir buhranın dumanları tütüp durdu.(Ö) Türkiye, ekonomide, idarede, insan yönetiminde, insan haklarında süratle irtifa kaybetmektedir. Bu kayıplar ‘ihmal’ noktasını geçtiği için, tehlike sinyalleri çalıyor.(Ö) 1994 yılı sonu itibariyle, Türkiye’de düşünen insanlar ne yapmalıdır? Öncelikle, aynı ortak paydaya girebilecek insanlar, partilerine, gruplarına, hiziplerine bakılmaksızın bir araya getirilmelidir. En azından % 40-50 oy alabilecek bir siyasi hareket, ayrışmalarla değil, birleşmelerle oluşmalıdır. Toplumun, üzerinde ittifak edeceği bir programı, yine toplumun, namusuna kefil olabileceği insanlar yürütmelidir. Bütün bunlar, sistemin ciddi değişiklikleri sonucu olmalıdır. Sistem, sivil yanı ağır basan, demokratik, adil, ciddi bir yapıya kavuşmalıdır. Yüzünü talana değil de, üretime çeviren bir yapı oluşmalıdır. ‘

O günlerin yoz gündemi içinde bu değişimi ifade etmek zordu. Bugüne gelinen noktada da yapmak zordu.

Ama, büyük bir kısmı aşıldı.

Asıl siyaset bundan sonra. Kilometreyi sıfırlayarak!

NOT: AK Parti Diyarbakır Milletvekili Prof. Aziz Akgül , hem ‘israf’a açtığı savaşla, hem de ‘mikrokredi’ uygulamasıyla, yoksulun yanında tek kişilik ordu gibi duruşuyla, gönüllerde ‘yılın adamı’dır. Ne dersiniz? Desteklenmeli değil mi?

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar