Bu, bir Pazar yazısı olarak asla yazılmayacak bir yazı. Çanakkale’yi anlatacak. Tüm dünya tarihi içinde, eşine az rastlanacak savaşlardan Çanakkale’yi…

Bir tarafta, yıkılmakta olan bir imparatorluk, diğer tarafta en diri devletlerin kurduğu koalisyon. 

Mezarlara bakıyorsunuz, Fransız, İngiliz ve türevleri; Avusturalyalılar, Yeni Zelandalılar… Tam Akif’in anlattığı gibi; ‘Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela..’

14 yaşındaki müstemleke çocuklarını kandırıp, ateşin ortasına atan Büyük Biritanya İmparatorluğu bir yanda…

Kendini savunma gayreti içindeki asil Osmanlı öbür yanda…

Mezarlar, mezarlar… Sembolik olsa da…

İki ders veriyor bize. Birincisi, kaybettiğimiz devletimizin cesametini. Musullu, Kerküklü, Şamlı, Halepli, Beyrutlu, Resneli, Selanikli, Kırcaalili, Priştineli, Üsküplü… yanyana, koyun koyuna…

İkincisi ve en önemlisi, sebebi ne olursa olsun, birbirine kurşun sıkan, birbirine düşmanca bakan bu ülke insanının atalarının, bugün oynanan oyunun benzerini kırmak için, nasıl canlarını ortaya koyduğunun, dersini…

Diyarbakırlının yanında İzmirli, Tuncelilinin yanında Rizeli; Urfalının, Adyamanlının, Bingöllünün yanında Adanalı, Afyonlu, Yozgatlı, Erzurumlu…

Bunları edebiyat olsun diye yazmıyorum.

19 yaşındaki şehitler… En büyüğü 24 yaşında.Türküdeki gibi… ‘Kimimiz nişanlı, kimimiz evli..’ ve nakaratı, ‘Vah, Gençliğim eyvah !’

Bundan bir ders çıkaramıyorsak, tarih bilincini yitirmişiz demektir. Yaşadığımız travma neyle, nasıl izah edilir?

Manzara şu: Bazı Aleviler’den, bazı Kürtler’e kadar bu ülkenin çocukları, bugün, kendi ülkelerini zayıflatmak için, savaş dahil her şeyi yapıyor, devleti yönetenler ne yapacaklarını bilemiyor, o gün savaştıklarımız ve benzerleri de ellerini ovuşturuyor, keyifle…

Çanakkale, bir ders vermeli; hepimize…

İyi ki, Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi 1967/71 dönemi 2005 Birlikteliği, Çanakkale’de yapıldı bu yıl.

Biz, ‘68 kuşağının en asileri olarak, dersimizi aldık.

Şehidini arayan Diyarbakırlı…

Şehitler Abidesi’nde, Osmanlı’nın her şehri için birer sembolik mezar yapılmış, hepsinin adı da Mehmet olarak yazılmış.

Biz, hemen Malatyalı Mehmet’i bulduk, sembolik mezarın başında, ailemizdeki beş şehidi ve iki gazi dedemizi düşündük.

Telaşla mezarlara bakan üç vatandaşımız, yerel şive ile kendi aralarında konuşarak, şehirlerinin adını arıyor. Bir yandan da laf atıyor: ‘Bak, Malatyalı kendi şehidini bulmuş, bizimki yok. Bunlar bizi yazmazlar ki..’ Aynen böyle söyledi. Nereli olduğunu sordum; Diyarbakırlı… Şehitlikteki şehirlerin alfabetik olduğunu anlattım, Diyarbakır’ı gösterdim.

Gitti, Diyarbakır’ı buldu.

Herkes için bu anekdotta, bu önyargının ifadesinde, büyük bir ders var.

Bedelli Askerlik mi, askerliğin bedeli mi?

Bedelli askerlik isteyenlerin iletileri, gelmeye başladı, yine…

Akıllı, mantıklı bir çok argümanları var.

Bazıları askere gidiyor, bazıları da gitmiyor, gidemiyor. Bazıları bedelli gidiyor, yurt dışında çalışanlar, 28 gün yapıyor, diyorlar.

Bazıları, yurt dışında çalışmadığı halde, kendini çalışır gösteriyor.

Bakan olduğu için B.Şeker’in, bir de C.Uzan’ın, yurtdışı konusu incelendi, diyorlar.

Ya incelenmeyenler?

Kör, tuttuğunu mu öpecek, diyorlar.

Doğru.

Geçmişte, tanıdığım bazı Başbakanlık uzmanları, Başbakanlık’ta çalışırken, aynı anda yurtdışında çalışıyor gibi gösterip, 38 gün askerlik yaptılar.

Daha sonra da Başbakanlık’ta çok hayati görevler aldılar. Müthiş bir emsal!

Kimbilir, böyle niceleri var, diyorlar.

Hükümeti ve Genelkurmay’ı uyarıyorlar.

Bu askerlik konusu ciddi olarak ele alınmalı.

Alınmazsa ne olur?

Çanakkale’den hiç ders çıkarılmamış olur.

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar