Mesleksiz, eğitimsiz, yoksul… Ne kadar sorun kaynağı varsa, çekim gücüyle batıya akmaya başladı. Ne zaman? Doğu’nun, Güneydoğu’nun kapakları bilinçsizce açılınca… Metropollerin istiab haddi dolunca, ekmeğin olduğu her yere gittiler cazibeyle. Karadeniz’den İç Anadolu’ya kadar artık her yerde onlar vardı. Kimler? Mesleksiz, eğitimsiz, yoksul zavallılar.

Yavaş yavaş bulundukları şehirlerin önde gelen sorunu olmaya başladılar. Kaçak yapılaşmadan kayıtdışı ekonomiye, yasadışı oluşumlardan kap-kaça kadar her işte onlar vardı. Daha da kötüsü, aileler beşer-onar çocukla bu basıncı besledi.

Milli Güvenlik terminolojisiyle iç tehdit oluşturmaya başladılar.

Birdenbire, İstanbul’un bir Güneydoğu sorunu olduğu yazılmaya başlandı. Mesele anlaşılıyordu artık.

Sorun Türkiye’nin en öncelikli sorunuydu ve yanlış siyaset uygulamaları ile palazlanmıştı.

Bu konuda son günlerde iki açıklama geldi hükümetten. Sebepten çok sonuçla ilgili…

Çalışma Bakanı, işsizlikle mücadele ve istihdamın önceliğini vurgularken, Türkiye ekonomisinin her yıl bir milyon yeni iş imkanı yaratması gerektiğinin altını çiziyor.

Başbakan Yardımcısı (Abdüllatif Şener) ise, bir milyon kişinin mutlak yoksulluk yaşadığını, 18 milyon kişinin de göreli yoksulluk çektiğini söylüyor. Bu ne demek? Ağırlığı tarım kesiminde, nüfusun %30’una tekabül eden insanımız açlıkla terbiye oluyor demek. Üstelik rakamlar üç yıl öncesine ait.

Toplam ekonomik performans ve gelir dağılımı dikkate alınmadan yoksulluğa çözüm bulunamayacağını da ekliyor Başbakan Yardımcısı.

Tarımda bir fıçı deneyi var. Bir fıçıya delikler deler, içine su doldurursanız, fıçı ancak en aşağıdaki deliğe kadar dolar. Bir toprağın verimi de bu nedenle en az bulunan besin maddesine bağlıdır gibi bir sonuç çıkarılır bu deneyden.

Türkiye’nin geleceği de bu en alttaki yoksul %30’a bağlıdır. Bunların sorununu çözmeden Türkiye’nin sorununu çözemezsiniz.

Bu insanlar, kırsal kesimden şehirlere göç etmişlerdir. Bulundukları yerde doyamadıkları için. Evet, bir kısmının göçünde terör olayları etkili olmuştur, bir kısmı da büyük şehirdeki başıboşluktan biz de kesemizi dolduralım diyen gurbet kuşlarıdır, ama büyük bir çoğunluk, hepimizin bildiği, yanlış siyasetler nedeniyle eğitilememiş, meslek sahibi olamamış, yoksulluğa mahkum insanlardır. Yaşadıkları sorunlar, kendi suçları değildir, daha çok siyaset yapanların sorunudur ve siyaset onların bu sorununu çözememiştir.

Yılların Türkiye siyaseti bu nedenle suçlanmaktadır.

Üstelik de, benden uzak nerede patlarsa patlasın anlayışıyla, metropollerde davetkar çekim merkezleri oluşturulmuş, kırsaldan kovulmuşlardır.

Çevre’den sorumlu bakan, Türkiye’nin çevre sorunlarının çözümü için 50 milyar Euro’ya ihtiyaç var diyor! Tarım Bakanı ise on yılda, her yıl 10 milyar Euro’dan 100 milyar gibi astronomik bir rakam olmadan tarımın sorunlarını çözemeyeceğini söylüyor.

Bunca sorun piyangodan çıkmadı tabi. Bu işin başında geçmişte de insanlar vardı ve onlar da ağzını açtıkça, sorunu çözmek için milyar dolarlardan söz ediyorlardı.

Ne o para bulundu, ne de sorun çözüldü. Ne de o insanlar var şimdi.

TOPRAKSU’yun bir dönem üzerinde çalıştığı arazi envanteri vardı yıllar önce. Toprak koruma yönünden en çok sorunlu olan IV. sınıf- VII. sınıf arazilerin (ki bunun miktarı 20 milyon hektar, yani şu andaki tüm tarım alanlarımız kadar) teraslanarak, meyve ağacı ile ormanlaştırılması projesini içeriyordu, rakamları bugüne aktarınca 20 milyon hektar için 6.5 milyar dolar gerektiriyor. Hepsi bu! Bunu gerçekleştirecek ekip de var, imkanlar da…

Bu insanlar, bu topraklarda insanca, yaşam standardı yüksek, eğitimli, üretken, verimli yaşayabilirlerdi. Hala da yaşayabilirler. Ne zaman?

Siyaset buna karar verirse…

Cini yeniden şişeye koymanın başka yolu da yok.

Bazen Ziya Paşa’ya başvurmadan olmuyor. Bu milletin tarihinin aynası o… Gökte yıldız ararken nice turfa müneccim diye başlayan bir şiiri var. Ben birinci mısrayı yazdım. Önünü göremez anlamındaki ikinci mısrayı da siz bulun!

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar