Bu bir çevre cinneti değilse nedir?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
23 Şubat 2005
Şu hale bir bakın! Her yıl denizlere, rezervuarlara, başka ülkelere en verimli üst toprak tabakası sular - sellerle taşınsın. Bir veriye göre 500 milyon ton, başka bir veriye göre (her ikisi de devletin resmi rakamları) 1.2 milyar ton toprakla akıp giden 9 milyon ton bitki besin maddesi… ki, bunun için her yıl bir Kıbrıs adası kadar toprak kaybı derler, işi bilenler…
Bitmedi…
AB ülkelerinin tümünde toplam 25 milyon hektar alan erozyon riski taşırken, Türkiye’de 60 milyon hektar alanın erozyon riski taşıması ne kadar acı!..
Bitmedi…
Ülkemizde bir kilometrekarelik alanda oluşan ortalama yıllık toprak kaybı, Avrupa’da oluşan kaybın 9.5 katı…
Sabrınız varsa bitmedi, sürüyor…
Çeşitli nedenlerle degrade olmuş (bozulmuş) arazi miktarının tüm arazi alanına oranı Avrupa’da %25 iken, bizde % 80…
Uçakta seyahat ederken hiç Anadolu toprağına baktınız mı? Birçok yerde ‘sanki taze bir yara’ gibi toprağın tamamen yok olması, ana kayanın açığa çıkması, bir umutsuzluk dalgası olarak yüreğinizin sahillerine vurup, içinizi acıttı mı?
Nehirlerimizin, ırmaklarımızın kan deryası gibi kıpkızıl akması hangi nedenle, bunu düşündünüz mü?
Akan, bizim kanımız kadar değerli olan toprağımız, toprağımızdaki bitkilere yararlı tüm elementler… Ülkemizin zenginliği, geleceğimiz…
Yine tarla şekillerine dikkat ettiniz mi? Hemen hemen bütün tarlaların eğim doğrultusunda dikdörtgen biçiminde olduğunu gördünüz mü? Bu ne anlama geliyor? Bu, sürümün eğim doğrultusunda olduğu anlamına geliyor. O ne demek? Yağan her damla yağmur, sel yarıntıları oluşturarak her yıl daha derinleşecek, toprağı aşındıracak, yok edecek demek.
Yakın zamanda, Anadolu’yu şöyle bir dolaştınız mı?
Denizlerimiz, göllerimiz, barajlarımız, ırmak ve derelerimiz elden çıktı… ‘Sen ne güzel bulursun, gezsen Anadolu’yu’ diyemiyoruz, tüm kanalizasyonlar, yılların yanlışını yüzümüze vururcasına yukarıda saydığımız güzelliklere akıyor çünkü…
Acıyı yaşayanlar, bunun sonunun nereye varacağını az çok tahmin edenler feryat ediyor.
Bazıları, ‘Orta Asya’yı çölleştirip Anadolu’ya geldik, Anadolu’yu çölleştirip nereye gideceğiz?’ diye soruyor. Bazıları, buğdayın petrolden daha stratejik olduğunu ısrarla vurguluyor; bazıları, toplantı üstüne toplantı yapan devlet erkanına: ‘Kaç toplantı bir avuç toprak eder?’ diye sitem ediyor.
Hangi tarımsal rapora bakarsanız bakın, çevrenin korunması için, size bilimin diliyle şunları söyleyecektir:
Ekolojik şartlara göre optimum işletme büyüklüklerinin bir daha verasetle bölünmeyecek biçimde belirlenmesi, arazi toplulaştırılmasının yapılması, toprak tahlili yapılarak gübre kullanılması, meyilli alanların teraslanarak meyve ormanlarına dönüştürülmesi, erozyonla mücadelenin 26 yağış havzası bazında yapılması, sürdürülebilir tarımı teşvik eden politikaların uygulanması…
Tarım, Orman, Çevre Bakanlıkları’nın tek bir bakanlıkta toplanması gerekir, diyecektir.
Bütün bunların yapılmasının Türkiye’de en öncelikli iş olduğunu söyleyecektir. Kapatılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bile bunları yapmak için yetersiz olduğunu, TOPRAKSU kıvamında bir oluşumun gerekliliğini söyleyecektir. Toprağın sorumluluğunu, bir yılda en az birkaç kere kaldırım yapıp, kaldırım söken yerel yönetimlere bırakmanın bir ‘çevre cinneti’ olduğunu ekleyecektir. Ayrıca, yitirilen toprağın birkaç milyon yılda oluşabileceğini alaycı bir biçimde yüzümüze karşı söyleyecektir.
Toprağı, bu ülkenin en değerli, korunmayı en çok hakeden hazinesi saymamız gerektiğinin altını çizecektir.
Türkiye’de; çevre, orman, tarım ve kırsal sanayi konusu ciddiye alınmadan, tedbirlerle bir seferberlik havasında aşkla-şevkle bu iş sürdürülmeden, üretim artırılmadan, birimden verim yükseltilmeden hangi iktidar olursa olsun hiçbir şey yapılmamış olacağını söyleyecektir her ‘akil’ adam…
‘Şapkanızı önünüze koyun, toprak konusunda yapacağınız uygulamayı kırk ölçüp bir biçin; çünkü atacağınız her adımın geri dönüşü yoktur. Bunu bilin!’ diyecektir.
Bilimin öncülüğünde ve soğukkanlılıkla…
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar