Bir dostumun arabası kaza yapmıştı. Önden darbe alan aracı, İstanbul’da bir kaportacıya götürmüşler, tamir etmiş. Görünür hasarları düzeltmiş ama, ciddi bir yanlış yapmış ki, bir süre sonra kaput zor açılıp kapanmaya başlamış, araba da sanki biraz yamulmuş. Uğraşmışlar, bir türlü düzeltememişler.

Benim haberim oldu.

Arabayı, Ankara’ya getirttim. Doğru Şaşmaz’a, bu işin piri Yakup Köysüren’e götürdüm.

İşinin ehli Yakup Usta, arabayı şöyle bir yokladı: ‘Keşke hiç el sürdürmeden, çekiç vurdurmadan getirseydiniz, daha kolay tamir ederdim’ dedi.

Epeyce bir emek çektikten sonra, ilk tamirin hasarı da dahil olmak üzere, arabayı onardı.

Okuyucularım bilir, işinin ehli adamların, benim için özel bir yeri vardır.

Çok kısa süren (belki bir ay kadar), ilkokul üçüncü sınıfta yaz tatilindeki terzi çıraklığım, bana hayatımın dersini verdi. Malatya-Yeşilyurt’taki ustam Terzi Mahmut Özer, bir gün, kalfalara işin felsefesini anlatırken, hayatım boyunca unutamayacağım bir söz söyledi: ‘İşini, rüyasında görmeyen adam, başarılı olamaz!’

Terzi çıraklığım başladığı gibi bitti. Okullar açıldı, terziliği de unuttum, ama Mahmut Usta’yı unutmadım.

Tarım eğitimi gördüm.

Başmühendis olarak, uzun yıllar çalıştım.

O söz, hep gizli yol göstericim oldu.

Bir süre sonra Başbakanlık Danışmanlığı’mda, çalıştığım politikacılara, yeri geldi, Mahmut Usta’nın sözünü söyledim.

Radyo-televizyon konuşmalarımda, ‘işinin düşünü gören adamlar’ı anlattım.

Bu köşede, daha önce de yazdım.

Mahmut Usta’nın sözünü, aklınıza gelen her işe uygulayabilirsiniz, tutar.

Mesela, devlet işlerinde.

Mahmut Usta’nın, neredeyse yarım yüzyıl önce söylediği sözle, Yakup Usta’nın birkaç gün önce söylediği sözü bir araya getirip, düstur edinin, istediğinizden ala devlet yönetirsiniz.

Sözü nereye getireceğim?

Bu günlerde, 26 Bölgeli Kalkınma Ajansları konusu parlamentoda görüşülüyor, elim yüreğimde. Bir hata yapılacak ve ileride düzeltilmesi zor, belki imkansız olacak; korkumun nedeni o.

Deyin ki, sana ne kardeşim, yasayı parlamento görüşüyor, senin niye uykun kaçıyor?

Yıl 1996. Yusuf Bozkurt Özal’la, Türkiye’de, devletin nasıl yönetilmesi gerektiği üzerine konuşuyoruz. Konuştuklarımız not ediliyor. Yusuf Bey’in Beysukent’teki evinde, bir yaz gecesi boyunca, makul olanı arıyoruz. Merkezi yönetimin gözetiminde omurgası oluşturulan yerel yönetimlerin güçlendirilmesi zaruretini, hatta tamamen yerel parlamentolar vasıtasıyla Türkiye’nin yönetilmesi gerektiğini söylüyor Yusuf Bey, Amerika’dan ve Avrupa’dan örnekler vererek. Yatırımların yerel kararlar alınarak yapılması gerektiğini, vergiyi de yerel yönetimin toplamasını, ama merkezi yönetimin de parasal yönden sömürülmemesi gerektiğini anlatıyor.

Bir yerde tıkanıyor.

Tıkandığı yer, yerel yönetimlerin sınırlarının neye göre tespit edileceği.

Eyalet sözü stratejik açıdan uygun gelmiyor, ‘Büyük Vilayet’ tabirini kullanıyoruz. Peki, büyük vilayet neye göre tespit edilecek?

Türkiye’de 26 yağış havzası, 26 doğal sınır olduğunu söylüyorum. Yani 26 çanak var irili ufaklı. Dünya standardının gereği olarak, havza yönetiminin zorunluluğunu vurguluyorum.

Daha sonra gerek 2002 Ekimi’nde AK Parti için hazırladığım ‘Türkiye’nin Tarım Siyaseti’nde, gerek bir yıl sonra Sayın Başbakan için hazırladığım raporda, Türkiye’nin 26 yağış havzasına göre yeniden yapılandırılması gerektiğini savundum.

Mahmut Usta’nın dediği gibi, yıllarca bu işin düşünü gördük.

Korkuyorum ki, Yakup Usta’nın dediği gibi, keşke yapmasaydınız, demek zorunda kalmasın bu ülke.

Tarımsal düzenlemeye topraktan başlamak gerek.

Toprağı atlayarak yapılan her şey boşuna emektir.

BO-ŞU-NA!

Popularity: 6% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar