Yüz yıl bile olmadı, altı üstü seksen yıllık bir geçmişi var çayın ülkemizde. Hikayesi ilginç.

I. Dünya Savaşı sonrası… Kars, Ardahan ve Batum çevresi Ruslardan geri alınmış. Halkalı Ziraat Mektebi hocalarından Ali Rıza (Ertem), Tarım Bakanlığı tarafından 1918 yılında bölgeye gönderiliyor. Batum’da astropikal bitkilerden mandalina, limon, portakal bambu ile birlikte çayın yetiştirildiğini görmüş. Meteorolojik kayıtları incelemiş, Rus işgali sırasında, Rusların Rize’ye ilişkin meteorolojik verilerini de bulmuş, benzerliği görmüş. ‘Şimal-i Şarki Anadolu ve Kafkasya’da tetkikat-ı ziraiye’adlı raporu yayınlanmış. 

Prof. Ali Rıza Erten, çay yetiştirilmesi fikrini ilk defa düşünen insan.

Uygulama ise, Ziraat Umum Müfettişi Zihni Derin’den… 1923’de Rize’de Garal Dağı’nda ilk çay fidanlığını kuruyor. Daha sonra Tarım Bakanı da olan Prof. Şevket Raşit Hatipoğlu’nun emekleri de unutulmamalı. 1935 yılından sonra hız kazanan çaycılık, konusunda uzman birçok tarımcının düşünen, projeleyen, uygulayan politikalarıyla bölge için, giderek ülke için önemli katkıları olan bir ekonomik konuma getirilir.

Asım Zihnioğlu’nun ‘Bir Yeşilin Peşinde’ adlı kitabından öğreniyoruz bunları.

Hiçbir işe yaramayan fundalık ve çalılıklarla dolu tepeler temizlenip şekilleniyor, çaylıklar kuruluyor.

İki şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.

Birincisi tarihlere… İlk düşünce 1918’de, I. Dünya Harbi’nden sonra ortaya çıkıyor. Kesintisiz 1923’e kadar sürüyor, 1923’de ilk fidanlık kuruluyor. Bu önemli çünkü, Türkiye o tarihlerde bir varoluş mücadelesi veriyor. Kurtuluş Savaşı yılları, yokluk, yoksulluk zamanları. Ama ülke ile ilgili çalışmalar sürdürülüyor.

İkincisi; olayın içeriğinde. O tarihlerde bile, ne yazık ki şimdilerde çok ihmal edilen bilimsel düşünce hakim. Batum’un ve Rize’nin toprak yapısı, sıcaklığı, yağış ortalaması ve daha birçok özelliği inceleniyor, karşılaştırılıyor, ondan sonra uygulama başlıyor.

Bir de çevre boyutu var. Meyilli araziler teraslanarak çay dikildiği için, çok yağış alan riskli bölgede erozyon kesin olarak engelleniyor.

Ya ekonomiye katkısı… İlk çay bahçeleri kurulacağı zaman Rize ve çevresinde abartısız, hiç erkek yok. Memleketlerinde iş olmadığı için geçinemeyen erkekler gurbette ekmek peşinde. İlk çaylıklar, kadınlarla kuruluyor. Devlet, bedava kuruyor, çiftçiye devrediyor. Bir dönüm çaylık kurana da, avans olarak 100 kg. mısır veriyor. Yaygınlaşınca, faizsiz kredi ile çay alanlarının gerçek çiftçilerce genişletilmesi sağlanıyor.

Bütün bunlar olurken, başta basın karşı. Burhan Felek, yıllarca bu işin tutmayacağına dair yazılar yazıyor. Yörenin ünlü siyasetçileri karşı, neredeyse herkes karşı. Çaydan para kazandıkça insanlar ikna oluyor.

İşin içine sığ politika girinceye kadar, dünyanın en iyi çayı elde ediliyor. Rize’nin Seylan ve Hindistan gibi, önemli çay merkezlerine göre kışı daha soğuk olduğundan, haşerelere karşı ilaçlama gerekmiyor, bu da müthiş bir avantaja dönüşüyor. 1960’dan sonra bu avantaj kaybedilmeye başlanıyor.

… ve bir incelik: Rize’ye ve çaya ait bütün resimlerde, çay toplayan kadınları, torbalı makaslarla görüyoruz. Oysa ki, ‘kaliteli çay ürünü ancak el toplamasıyla gerçekleşir. Başparmak ve şahadet parmağının etli kısmına alınarak ‘çıt’ diye kırılan yaprak en kaliteli olanıdır’ diyor kitap. Ne yazık ki, bu kalite yok edilmiş, yurt içine odunsu çay verilerek, halka kalitesiz ve maliyeti yüksek çay içirilmiştir.

Size çayla ilgili bilgiler vermek değil muradım. Amacım, bir devrim gibi kimsenin aklına gelmeyen işlerin yapılabildiğine, başarı kazanıldığına, ekonomik bir olaya dönüştürüldüğüne dikkat çekmek.

Daha yüzlerce yetiştirilecek, işlenecek, satılacak meyve var değil mi? Ayrıca, çay örneğinde olduğu gibi milyonlarca hektar boş arazi de var değil mi? Tabii ki var.

Tarım Bakanlığı diye bir bakanlık… Evet var!

Ya Çevre ve Orman Bakanlığı?… Onlar da var!

Olmayanı aramak da siyasi iradenin işi…

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar