Bindiği dalı kesmek
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
12 Ekim 2005
Akşam TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı konuşuyor. Konuşmasının özeti üç kelime: Tarımın durumu vahim.. TZOB’nin sitesine giriyorum, çoğunluğu bu köşedeki yazılara dayandırılan aynı feryat. T. Ziraatçılar Derneği her fırsatta konuyu gündeme getiriyor. ATO’nun sitesinde, bu köşede okuduklarınızdan oluşan, acıklı bir tarım tablosu.. Ziraat Mühendisleri Odası’nın yol gösteren eleştirileri… TEMA, neredeyse çeyrek yüzyıldır, ‘Türkiye çöl olmasın’ diye, herkesi silkeleyip, uyarmaya çalışıyor.
Geleceği gören işadamları, bir yandan tarıma yatırım yaparken, diğer yandan da ekonominin kurallarını tarıma uygulayıp, inhiraf noktalarına dikkat çekiyorlar. Türkiye tarımının sorunlarını, bakanlıktan daha isabetle ortaya koyuyorlar.
İktidardaki AK PARTİ’nin elinde, çok iyi hazırlanmış tarım raporları var. Ana muhalefet partisi CHP’nin tarım raporu, tüm ayrıntıların oya gibi işlendiği bir metin.
Daha söyleyeyim mi?
DPT’nın, en son 8.’si yayınlanan, bir kısmının hazırlanmasında bizim de katkıda bulunduğumuz Özel İhtisas Komisyonu raporlarına bakmak, Türkiye’nin tarım sorununun vehametini anlamak için yeterli.
İktidar partisi milletvekilleri, Meclis’in tatil olduğu süre içerisinde vatandaşın nabzını tutmakla görevlendirildiler. Dönüşlerinde Genel Merkez’e söyledikleri tek şey; tarımın durumu vahim!..
Yer yer büyük protesto mitingleri yapılmaya başlandı. Ya doğrudan tarım kesimi yapıyor bunları, ya da dolaylı olarak, partilerin düzenlediği mitinglere, işsiz köylü kalabalığının katılımıyla oluşuyor.
Diyeceksiniz ki, hiç önemi yok, zaten AB’ye giriyoruz. İspanya’nın, Yunanistan’ın, Portekiz’in en az bizimki kadar karmaşık olan tarım sorununu nasıl çözdülerse, bizimkini de öyle çözerler.
Bunun böyle olmayacağını görmek isteyenler, AB Türkiye Komisyonu’nun tarım raporuna baksınlar.
Sonuç olarak, her ülke kendini kurtaracak, kendi bilinciyle.. Ağırlıklı olarak kendi kararı, aklı ve kendi imkanlarıyla.
Üstelik onurlu olanı, bize yakışanı da bu..
Sanki bizler kendi sorunumuzu anlamaktan, teşrih etmekten, çözmekten özürlüymüşüz gibi, elimize verilen hazır reçeteleri mi uygulayacağız?
Emperyal olmuş, yüzyıllarca dünyanın büyük bir kısmını, hem de çok iyi yönetmiş bir kültürün çocuklarına bu yakışır mı?
İşin tuhafı, AB de bunu bizden beklemiyor. Onların istediği bireyin önceliğini ve ekonominin sağlamlığını, AB’nin ortaya koyduğu insani ve bilimsel kıstaslara göre yapmak, bunu yaparken de kendi kültür değerlerini ayrıca güçlendirmek. Onlar sadece bu önceliği, bir bütün olarak öne sürüyorlar.
Prof. İlber Ortaylı’nın söylediği gibi, Osmanlı tarım bürokrasisini biliyor muyuz? Ben bir adım daha ileri giderek ‘Bizans tarım bürokrasisinden haberdar mıyız’, diyorum. Çünkü, zincirin halkaları gibi S. Yerasimos’a göre de, Bizans’ın alt katmanlarında, Abbasiler kanalıyla gelen uygarlığın etkisinin kalıntıları var.
(Bir ara, gençken merak ettim, ‘Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemlerinde Anadolu’nun toprak ve su hukuku’nu araştırdım. Bizans ve İslam hukukunu da dahil ettim. Tarım sistemi açısından ilginç şeylerle karşılaştım.)
Bütün bunlara, yani Osmanlı’ya, Osmanlı’nın dayandığı İslam toprak uygulamasına, Osmanlı öncesi Bizans uygulamasına baktığımızda tek şey görürüz; toprağın bütünlüğünün teşviki, parçalanmasının önlenmesi.. AB de aynı kriteri, ilk kurulduğu günden beri tavizsiz uygulamıştır.
Çünkü tarım, ekonomi ile ekoloji arasında kurulan sihirli dengedir.
Herkes feryat ediyor; tarımın durumu vahim!
Herkes bunu biliyor.
Bir tek Tarım Orman ve Çevre bakanları ile onların bürokratları bundan habersiz.
Habire kesiyorlar. Neyi mi? Bindikleri dalı…
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar