Bence, aşık olun en iyisi!
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
4 Aralık 2005
Hem de, hiç olmayacak bir mevsimde; kışın… Kurala bağlı sanki her şey… Şu mevsimde şöyle yapılacak, bu yaşta şunlarsız olmaz, şuraya gidince şunları görmeli, filan muhallebicide oturup şunları yemeli gibi yığınla şartlandırma… Olur mu böyle şey? Oluyor.
Tıpkı, geçenlerde televizyonda gördüğüm bir rekor denemesi gibi. Yetişkin bir adam, ufacık, küb biçiminde, şeffaf bir kutuya girmeye çabalıyor.
İnsanın içini bunaltan bir sıkışmayla, o şeffaf kutuya girdi sonunda.
Kutunun biçimini aldı.
Kübik bir adam oldu. Salvador Dali tablosu gibi. Organları yer değiştirdi sanki. Kübik bir kutuya çizilmiş insan karikatürüne dönüştü. Adamlıktan çıktı, cama yapıştırılmış organlar yumağına döndü.
Kurallar size neyi anımsatıyor, bilemem. Ama bana, çoğu zaman bu rekor denemesini çağrıştırdığı kesin.
Kural nedir?
Özgür olmanın, gönlüne göre yaşamanın karşıtı mı? Yoksa, uzun yıllar, bilimin katkısıyla konulmuş, herkesin uyması durumunda, hayatı son derecede kolaylaştıran bir dizi gereklilik mi?
Sizce hangisi doğru? Siz cevabınızı düşünürken, belki de sizi bir zeytinyağı tenekesine dönüşecek kuralları bir yana atıp, yüreğinizi ‘istihareye’ yatıracak mısınız? Dünyaya kuşbakışı bakıp; hayatları, çağları ve zamanları bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirecek misiniz?
Çivi yazısıyla yazılmış tabletlerde, binlerce yıllık gönül yangınlarını, aşk öykülerini, o çılgın insanın yüreğinde bir yumrukluk yeri olan yüreği ezberleyecek misiniz?
Gözünüzü yumun ve değiştirin hayatınızı.
‘Kalbimi Vatanıma Gömün’ deyin.
Hangi vatana? Gönlünüzünkine tabi ki…
O kitabı hatırladınız mı?
O güzel, mağdur ve mazlum halkın, ABD’yi kuran insanlar tarafından insafsızca yok edilmesinin macerasını okudunuz mu? Ya Malcolm X’in otobiyografısini, Afro-Amerikalıların, zencilerin çilesini…
O insanların çığlıklarını işitecek, kırılganlıklarını anlayacak mısınız?
Adları hayata bağlılıklarını çağrıştıran, hayatları doğayla uyum içinde, ‘otların sarardığı ay’, ‘karların çadırlara dolduğu ay’, ‘atların tüyünü döktüğü ay’ gibi şiirsel deyişleri aylara yakıştıran kızılderililerin, teknolojiye karşı onurlu başkaldırısı, başaramayınca onurlu yenilgileri sizi ilgilendiriyor mu?
Aynı şekilde, zencilerin, müziğe sığdırdıkları isyan…
Bunları anlayacak mısınız?
Söz mü?
Sözse;
Eyvallah!
Ancak o zaman aynı dili konuşuruz, aynı ateşin kelimeler yoklar yüreğimizi.
Hayat ve ölüm, ancak o zaman anlamını bulur lügatımızda.
Irak’taki, Filistin’deki, Çeçenistan’daki bir ölüyle, Afrika’daki, Hindastan’daki, Çin’deki bir ölü eşitlenecektir, haksızlığa muhatap oluşuyla. Namludan çıkan kurşunun arkasında kim olursa olsun, ‘katil’ diye yaftalanacaktır.
O ki toprağın üzerinde rengiyle, rayihasıyla bir zenginlik olarak var olan bir kök menekşeyi söküp, yok oluşların cehennemine fırlatmıştır; kargışlanacaktır!
Yeryüzünün, bilinen tüm kırımlarını hatırlayın, adına jenosid denilen insanlık ayıplarını geçirin gözlerinizin önünden.
‘Küçücük bir kız çocuğu, hangi günahla öldürüldü’, sorulduğu zaman…
Bu, sizin de sorunuz olsun cümle aleme.
Dili, dini, yaşı, cinsiyeti, milliyeti ne olursa olsun, bir insanın kendisine uygulanan güç karşısındaki çaresizliği, mümkünsüzlüğü, yokluğu yankı bulsun yüreğinizde…
İnsanlığın bitip tükendiği yerde, kendi kendinizi yargılayın, öldürülen her ‘can’ için.
Çiğneyin kuralları, şu silindir gibi ezip geçen, veba gibi kurutup, geride sadece ‘zulüm’ bırakan şeyi…
Yağmurdan sonraki toprak kokusundan bir şey anlamayanları, boş verin.
Onlara anlatamıyorsanız, hiç bir şey yapamıyorsanız da..
Hiç olmazsa aşık olun şu kış ortasında, bir muştu gibi..
İnsana…
İnsanlığa…
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar