Başbakan’ın ‘Çevre’si
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
21 Eylül 2005
Yok, hayır, Başbakan’ın çok yakınındaki siyaset arkadaşlarından, danışmanlarından, dostlarından söz edecek değilim.
Benim üzerinde duracağım konu daha basit, daha az siyasi; ama hepimizi daha çok ilgilendiren bir şey.
Başbakan’ın çevresi, aslında hepimizin çevresi.. Emaneti hepimize verilmiş olan bu ülke, bu coğrafya, bir bakıma yeryüzü..
Gelin, birlikte irdeleyelim bu çevre meselesini..
58. ve 59. hükümeti, tek hükümet olarak düşünürsek; başarılı olduğu konular var, başarılı olmak için çaba gösterdiği konular var, şimdilik dondurduğu sorunlar var.
Çevre, her nedense her hükümet döneminde de, bana yetimmiş gibi gelir.
Şu aziz ülkenin, bir daha yerine getirilmesi mümkün olmayan doğal kaynaklarını, yıllar yılı, nasıl hor kullandığımızı düşündükçe, bana hak vereceksiniz, eminim.
Bir de bu işin sorumlularının, sorumsuz ifadeleri yok mu?
Sanki bü ülke, bu çevre onlara ait değil. Konuşurken, canlı, kıpır kıpır bir oluşumdan değil de, mesela bir metal hurdalığından söz eder gibi ruhsuz, renksiz, tele-sekreter duyarsızlığıyla konuşuyorlar.
Sayılar, paralar, şanlar, şöhretler onların meşgalesi..
Bu yüzden çevre gibi ciddi bir sorunun, sadece Başbakan’ın inisiyatifinde, önceliğinde, bilgisinde, öncülüğünde olması gerekir diyorum.
Çevre konusuna, mesela, en az ulusal güvenlik sorunlarında olduğu kadar özen gösterilmesi gerekir, bu bir ortak payda..
Zaten, biz önemsesek de, önemsemesek de, dünya öyle bir yere doğru gidiyor ki; yakında, çok üst düzeyde, yaptırım gücü yüksek, bir dünya çevre organizasyonu kurulması, an meselesi.
Türkiye, çevre konusunda dünyanın en geri, en hazırlıksız ülkelerinden biri.
İleri teknolojisi olan ülkeler, hem dünyayı talan ediyorlar, hem çevreye çok zarar veriyorlar, ama kazanıyorlar da; çünkü çok sömürüyorlar.
Geri kalmış ülkelerin, ciddi çevre problemi yok.
Bizim gibi ‘araf’taki ülkeler, çevreyi çok tahrip etmişiz, geri teknolojiler yüzünden pek bir şey de kazanamamışız.
Birer birer bakalım şimdi..
Su ve hava kirliliği yönünden en önlerdeyiz.
Derelerimiz, ırmaklarımız, denizlerimiz, kimyasallarla, evsel atıklarla bizim çöplüğümüz gibi. Yetmemiş, bir de fukara mahallesi gibi, tüm dünya çöpünü, zehirini bizim denizlerimize boşaltıp gitmiş.
Ya toprağımız?
Bunu yazmaktan usanmayacağım, siz de okumaktan usanmayın lütfen… Durum vahim. Tüm dünyanın toprak kaybının ellide biri bizden. Koca Avrupa kıtasının toprak kaybının dört misline tekabül ediyor bu, iyi mi? Bunun, kaç Kıbrıs ettiğini, hepiniz biliyorsunuz artık.
Ormanlarımızın durumu da, tek kelimeyle rezalet. Merkezden kenara doğru adeta kemirmişiz.
Tarım sistem(sizliğ)imiz o kadar yanlış ki..
Bakan değişti, sistemsizlik değişmedi.
Ne suyumuzdan, ne toprağımızdan, ne de insanımızdan yararlanabiliyoruz.
Bir kör kuyunun içine düşmüş gibiyiz.
Anlıyoruz ki, bizim sorunumuz insanlarla değil, anlayışlarla. Ahmet gidiyor, Mehmet geliyor ve hiç bir şey değişmiyor.
Doğru değerlendirilse, bu kaynaklar ülkeyi ihya eder..
Bomboş yatan, birkaç ülke büyüklüğünde, üzerinde tarım yapılabilir topraklara sahibiz.
Suyumuz var.. Krizin eşiğindeyiz, ama, rantabl kullansak, şu andaki alanın üç mislini sulayabiliriz.
Tükenmez bir insan kaynağımız, genç nüfusumuz var. Eğitip, bu toprakları birer fabrikaya çevirmemiz mümkün.
Hem kendimizi, hem çevremizi besleriz.
Başbakan’ın, bu soruna öncelik vermesi gerek. Ancak o irade sorunu çözer.
Başbakanlık’ta, önemli konuların, bakanlıklara rağmen sorumluları var.
Orman ve çevreyi de kucaklayacak biçimde tarımda, Başbakan’a odaklanacak bir yapılanma şart artık.
Çevre, Türkiye’dir!
Ancak Başbakan onarabilir bunu.
Ne yazık ki, veriler o kadar kötü…
Popularity: 5% [?]

Son Yorumlar