Bugün, hazırlanmakta olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin neden tarım, orman ve çevre başta olmak üzere ekonomi ağırlıklı olması gerektiğini yazacaktım. Hafta sonunda Başbakan’ın Erzurum’da, çiftçilere yaptığı konuşmanın içeriği, o yazıyı bir hafta ertelememe neden oldu.

Başbakan, gübre fiyatlarından şikayet eden çiftçilere: ‘Gübre yurt dışından geliyor. Biz ne fiyata alıyorsak sana da o fiyata veriyoruz. Doğrudan Gelir Desteği’ni alırsın, mazot desteğini alırsın, hala çiftçi çiftçi çiftçi dersin. Bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak? Bir kesimi sübvanse ederken diğer kesimleri ihmal edemeyiz. Biz para yönetimi yapıyoruz. Nasıl bir Türkiye devraldığımızı, nereden nereye geldiğimi unutma, yakında daha iyi olacağını da unutma.’

Tarım destekleri konusunda bugüne kadar derine inmeyen, meselenin aslını kavramayan, popülist yönü ağır basan bir söylem söz konusuydu. Genellikle, çiftçi başına tarım desteği dolar cinsinden ülkeler arasındaki kıyas için kullanılır ve Türkiye’nin tarım desteği de doğal olarak düşük görünürdü.

Halbuki, kıyası Gayri Safi Milli Hasıla’nın tarımsal desteğe oranı biçiminde ortaya koymak daha sağlıklı bir yöntemdir.

Tarım Bakanlığı kaynaklarına göre tarım desteğinin Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı ABD’de %1, AB ülkelerinde %1.4, Türkiye’de %1.7′dir.

Bu rakamlar dikkate alındığında, durum, tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Evet, başbakan doğru söylüyor. Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranlandığında, Türkiye’deki tarımsal destek AB’den de, ABD’den de daha fazladır.

Bu, meselenin bir boyutu. GSMH’ya göre yüksek oranda tarımsal desteğe rağmen sonuç alınamamasının ana nedeni, tarımın yapıldığı işletme büyüklüğünün hem çok parçalı hem de optimal büyüklükten uzak olmasıdır. Teşviklerin yanlışlığı ürün planlamasındaki yanlışlığa neden olmakta, bütün bunların sonucunda da çiftçinin tedricen fukaralaşması bir sonuç olarak ortaya çıkmaktadır. AB ve ABD’de tarım, bilimin gereklerine uygun olarak yapılandığından destekler üretimi artırmaktadır. Oysa, Türkiye tarım, yapısal bozukluk içinde olduğundan verilen destekler üretimi artırmadığı gibi, boşa da gitmektedir.

Bizdeki tarımsal destek politikaları, bir bakıma dibi olmayan bir küpe su biriktirmek gibi masalsı bir gerçeklik içerisindedir.

Başbakan’ın söylediği çok doğru. Ancak, bu yapısal bozukluğun, tarımla uğraşanların değil de, büyük çapta bu bozuk yapıyı kuran devletin suçu olduğu da unutulmamalıdır.

Ne miras hukukunu tarımla uğaşanlar tespit ediyor, ne destekleri, hatta ne de pazarı…

Bunların hepsinde de bir biçimde devletin varlığı söz konusu.

İsterseniz şu ön kabulden başlayalım: Tarımın gelişmediği hiçbir sanayi ülkesi yok. Japonya, AB ülkeleri ve ABD bu konunun en güzel örnekleri. Bütün bu ülkelerde de tarım destekleniyor.

Tarım neden destekleniyor?

Desteğin üç ana amacı; gelir dağılımını düzeltmek, üretimi artırmak ve verimi artırmak. Bütün bunlar da bir bir noktaya, çevreyi korumaya odaklı.

Türkiye, tarıma destek veriyor, ancak üretimi artıramıyor, verimliliği artıramıyor, gelir dağılımını düzeltemiyor; çevreyi koruyamıyor.
Çünkü verdiği destek etkisiz. Çünkü destek politikalarında büyük sürtünme kayıpları var.

Peki, tarımsal destek nedir?

Kentliden köylüye aktarılan bir değerdir. Şehirlerde oturan esnaf, sanatkar, işçi, memur ve sanayiciden alınan verginin tarım kesimine aktarılmasıdır.

Başbakan’ın yerden göğe kadar hakkı var. Ancak, öfkesinin muhatabının da yanlış olduğunu belirtelim. Bu öfkenin muhatabı, tarım politikalarını kim yapmak ve yönelendirmekle görevli ise o olmalı. Yani, Tarım Bakanı ve Bakanlığı, bu sözlerin muhatabıdır.

GSMH’nin %1.7’si ile tarımı destekleyeceksiniz, ancak kimseye bir faydası olmayacak.

Bütün mesele, aynı destekle, doğru bir yapılanmaya hem üretimi, hem verimi arttırmak, hem çiftçilerin yaşam düzeyini makul bir seviyeye yükseltmek, hem de çevreyi korumak.

Türkiye tarımı, bu basit, ama bugüne kadar da yapılamayan doğru tercihi bekliyor.

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar