Tabii ki Malatyalıların… İbri’nin oğlu (İbnü’l-İbri), Ferec’in babası (Ebu’l Ferec) künyeleri ile de tanınan, Latince adı Gregorius olan, 1226’da Malatya’da bir attarın oğlu olarak doğan, 60 yaşında ölen Süryani bilgini.

Serüveni, yaklaşık 400 yıl sonra doğan başka bir hemşehrisine, Niyazi Mısri’ye ne kadar benziyor. Onun gibi 17 yaşında başlıyor içe dönüklüğü. İnzivaya çekiliyor. 20’sinde piskopos, 26’sında başpiskopos oluyor. 38’inde Yakubi (Monofizit) Kilisesinin patrik yardımcısı…

Kaotik bir ortamda,uzlaştırmacı kişiliği ile dinler ve kültürler arası diyalogun temel taşı..

‘Dünya Tarihi’ni yazan bu Malatyalı attarın oğlu. Chronicon’u (Ebu’l-Ferec Tarihi), Arapça ve Süryanice yazarak, toplumsal kaynaşmaya katkıda bulunur. He’wath Hekkmtha (Felsefe Ansiklopedisi) adlı yapıtı ise, astronomiden ilahiyata kadar geniş bir yelpazeyi içerir..

Beklenen odur ki, Malatya’da kurulu bulunan İnönü Üniversitesi, ya da Malatya Belediyesi, bu dünya çapındaki Malatyalı tarih bilgini için uluslararası nitelikte bilimsel bir toplantı düzenlesin. Malatya’yı, bu süre içinde bilimin başkenti yapsın.

Sadece Ebu’l-Ferec mi?

Pötürgeli Osman Nuri Ergin’den Arapgirli Fethi Gemuhluoğlu’na, Arguvanlı Derviş Muhammed’den Ahmet Aşıki’ye, Seyyid Meftuni’ye, Çırmıktılı Udi Nevres’den Malatyalı Fahri’ye, Sebk-i Hindi şairi Şehri’den Boranlı Abdullah Fahri Baba’ya, Sadreddin-i Konevi’den (Arapgirli) Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya kadar birçok Malatyalı,ne yazık ki üniversitenin meçhulüdür. Bunları araştırmak elbette ki üniversitenin başta gelen görevi. Eğer üniversite, halktan kopukluğunu sürdürüp, ‘Arkadaş, ben bu işlerde yokum, ben siyaset yaparım’ derse, o zaman Malatya Belediyesi de rolünü değiştirsin, bilim yapsın; utandırsın.

Peki, üniversite ne yapsın?

Malatyalıların dediği gibi teze gelin gibi süzülsün!

Ya da Merih’e bostan ekmeyi sürdürsün.

Pavlikianlar kimin atası?

Malatyalıların değil. Balkan kavimlerinin, büyük olasılıkla da Boşnaklar’ın atası. Ortodoks Bizans’la çatışan bu heterodoks Hristiyan mezhep mensupları, kitlesel yok olma tehlikesine karşı, dünyanın önemli devletlerinden sığınma ister. Bizans’ın korkusuyla hiçbir ülke buna olumlu yanıt vermez, yalnızca Malatya Emirliği izin verir. 9.yüzyılda olur bütün bunlar. Malatya’da güçlenir ve Balkanlar’a geri dönerler, adları Bogomil olmuştur.

Bizans Tarihi okuyanlar, olayın ayrıntılarını bilir. Ya üniversite?

Bilmeyebilir.

Bilseydi, şimdiye kadar, en azından Balkan ülkeleriyle, ne ses getiren bilimsel toplantılar yapardı…

Akdeniz meyve sineğinin çürüttüğü…

Yazılarımı okuyanlar bilir.. Gıda güvenliği’ni, nesli koruma çizgisindeki devletin en önemli görevi bildim. Bunu sağlamanın tek yolunun, ürünün, tarladan hale; manavdan tüketiciye, her kademede uluslararası akreditasyona sahip gıda laboratuarları tarafından denetlenmesi olduğunu yazdım. Kimsenin yediklerimizi ağuyla zehir’e dönüştürmeye hakkı olmadığını söyledim.

En acısı da, dışarının,sağlığa aykırı bularak reddettiği gıdaların, iç tüketime verilmesi. Kimsenin de bu durumu kontrol etmemesi. Bunu engellememesi…

Dersi, Rusya verdi!

Yılda 300 milyon dolar civarında yaş sebze, meyve satıyoruz. Kendi laboratuarlarında, sattığımız domateslerde Akdeniz meyve sineği tespit ediyorlar.

Laboratuarlarımız uluslararası akredite olsaydı, bu sonucu yaşamazdık.

Peki ne oldu?

Tıpkı Şehname’deki Dahhak gibi…

Bir sinek, Tarım Bakanı’nı bir vuruşta öldürdü.

Bakanı yanıltıp yanlış yaptıran, Türkiye’nin üç yılını heba eden bürokrasi ne olacak?

Keşke sistem, baştan doğru kurulsaydı. Bunlar da yaşanmasaydı.

Keşke!

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar