Bakan değişirse ne değişecek?
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
19 Şubat 2005
Son istifa olayı ile ilgisi yok… Ancak, hükümet etme ve hizmet anlayışı için yeni bir bakış açısı… Yeni bir davranış biçimi… Belki bir öneri olabilir…
Günlerdir kamuoyu kabine değişikliği ile meşgul. Herkes kendine göre bakanları görevden alıyor, yeni bakanlar atıyor. Türkiye’de iki şey hep yapılır. Birincisi, maçlarda herkes kendini antrenörün yerine koymayı çok sever. Kendi kafasındaki takım kurulmadıysa, mevcut takımın hata yapmasını bekler, kafasındaki takımın kurulması için fırsat oluşmasını ister. İkincisi de, herkes kendini Başbakan’ın yerine koyar, kafasına göre kabine kurar. Kurulmuş kabineyi kendine göre değiştirir.
Basın da bunu sıkça yapıyor. İyi ama, nedir ölçü? Neye göre alınıp veriliyor? Bu pek açık değil.
Aslında, en güzeli herkesin kendi işini yapması. Gerek kabine gibi atamayla gelenler, gerek üst bürokrasi gibi belli koşullara göre getirilenler, yapacakları işleri, bunları yapacakları zamanı ve yöntemi önceden kamuoyuna açıklasalar. Kamuoyu da özenle takip etse, eğer zaman, yöntem, ya da sonuç konusunda bir tatminsizlik olursa gereği yapılsa, yani istifa devreye girse… İdeal olanı bu…
Ülkemizdeki yanlış, sanıyorum burada başlıyor. Bir yere atanan, zamanla kendini hem eleştirilmez ve yanılmaz sanıyor, hem de kamuoyuna bilgi ve hesap vermeyecek konumda görüyor.
Bu durum, genetik olarak ruhumuza işlemiş bir yanlış gibi. Sanıyorum iyi yönetilen ülkelerdeki yöntemle ve bilimle ters düştüğümüz nokta da bu. Biz, yıllardan, yüzyıllardan beri padişahlıkta da, Cumhuriyet’te de hep aynı şeyi yaptık. Kendimizi doğru yöntemlere göre değiştiremediğimiz için de -ne yazık ki- çoğunlukla üzüldük. Son birkaç yüzyıl, bu durumun net bir fotoğrafı gibidir.
Bunu, şunun için özellikle belirtiyorum. Eleştiri, bugünü kapsamaktan çok, yönetimin, bürokrasinin birike birike katmanlaşmış yanlışlarını ortaya koymaya yönelik. Yoksa, çok iyi niyetle ve üstün bir çabayla yürütülen onarım projesi çerçevesinde yapılan işlere ancak hayranlık duyulur. Bundan da öte, Türkiye’ye bir ivme sağlayan uygulamalar, zaten olumlu sonucunu hemen verdiğinden, kamuoyunun gizli-açık desteğini de yanında buluyor.
Bir ülkede öncelikle sistemin doğru kurulması gerekiyor. İkinci olarak yapılacak işler ve alınması olası sonuçlar kamuoyuna deklere edilmeli. Uygulama sırasında bilgilendirilmeli. Olumlu ve olumsuz sonuç da, yine, kamuoyu ile paylaşılıp, başarısızlığın gereği yapılmalı. Bu kadar yalın bir konu.
Daha açık konuşmak gerekirse, AK Parti, sistemin yanlışlarına doğru teşhisler koydu. Acil eylem planında bir bir sıraladığı konular, Türkiye’de her aklıbaşında insanın düşündüğü şeylerdi. Daha da ötesi DPT’nin beş yıllık planlarında bir bir sıralanan ve çözümü de belirtilen sorunlardı. AK Parti bunu hem basınla, hem de kamuoyuyla paylaştı seçimden önce. Bir umut olarak ortaya çıkmasının nedenlerinden önde geleni de bu oldu.
O nedenle AK Parti’nin, hükümet olduktan sonra statüko ile işbirliği yapmaya hakkı yok. O nedenle AK Parti’nin, bu ülkenin bugüne kadar alıştığı aldatma üzerine kurulu siyaset yapmaya hakkı yok; gözbağcılığa, günü kurtarma uğruna geleceği karartmaya hakkı yok.
AK Parti’yi yönetenler ne kadar farkında, bilmiyorum. Ama, bu ülke insanının şimdiye kadar hiçbir partiye vermediği krediyi AK Parti’ye verdiğini hepimiz biliyoruz.
Türkiye gibi, yapının onarıma ihtiyaç gösterdiği ülkelerde, kişiler de önem kazanıyor. Önemi de uygulamalar pekiştiriyor. Bu nedenle partilerin milletvekilliğine önerdiği kişilerin özellikleri, bakan atamaları; üst bürokrasinin nasıl teşekkül ettiğinin önemi, zamanla daha iyi anlaşılıyor.
İşini iyi yapamamış bakanlar ve bürokratların değiştirilmesi de AK Parti’nin Türkiye siyasetine getirdiği olumlu bir yenilik olabilir. Ülkemiz ve insanımız için doğru şeylerin, doğru zamanda yapılması bir bakıma siyaset kavramını tarif eden bir önceliktir. Bu büyük öneme uygun davranmak da Türkiye’yi yönetenlerin önceliği olmalı.
Aslolan yıllar sonranın hafızasına iyi sonuçlarla kazınmak değil midir?
Popularity: 5% [?]

Son Yorumlar