Bağ olmadan bostan olmaz
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
25 Mayıs 2005
Olup bitene hep birlikte şaşırıyoruz. Üretimi artırmadan, tüketimi, bölüşümü düzenlemeye çalışmak kadar yanlış bir yol yok, biliyoruz. Buna rağmen bir yandan olmayan üretimi paylaştırmaya çabalarken, bir yandan da çok üretiyormuş gibi tüketme peşindeyiz.
Yaptığımız yanlışlar da, zaten karışık olan ortamı, iyice karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Son günlerde Tarım Bakanlığı, bu tutumun uç örneklerini vermeyi sürdürüyor. Bal konusunda sap ile saman karıştığı için, kimileri haksız kazanmayı sürdürürken, yok yere kimilerinin de ismi zedelendi, boşu boşuna zarar gördüler.
Süt konusunda, üretimin yetersizliği gündemde tutulurken, birdenbire ne olduysa, üretim fazlalığı gündeme taşındı. Yumurtada da öyle.
Şimdi sıra kabzımallarda…
Bakan, rüyasında gördüğü şeyleri ortaya atıyor, kendisine doğruları söylemeyen bürokrasisi de, basına pompalıyor. Sonuçta, ortalık karışıyor, güçlü bir direnç olursa, geri basılıyor.
İşin temelinde üretim var ve o da görülmüyor. Olmayan bağın bostanları satılıyor.
Üretici birlikleri kurulacakmış! Olmayan üretimin birlikleri!..
Bir tarihte, Türkiye hayvancılığının kalbi olan bölgede sorunlar ve çözüm için Başbakanlık, başkanlığını yaptığım bir komisyon oluşturmuştu. Bölgede günlerce çalıştık. Bu vesileyle, TZOB’nin en güçlü olması gereken yörelerde, acınası durumunu, yerinde gördük.
Topraksız köylünün üzerine mi üretici birlikleri kurulacak?
Genç yargıçlar, doktorlar,
genç mühendisler ve öğretmenler
Gençler çok önemli. Onlar, önceki kuşakların sıkıntılarını çekmemeli. Yetişirken vekarları incinmemeli, insanca görev yapacak ekonomik olanakları olmalı.
Bu ülkede herkes azla geçinmek zorunda olsa, kimsenin, kimseye söyleyecek bir sözü olmaz.
Birileri, devlete kene gibi yapışıp geçinirken, başkalarının sıkıntılarına sabır önerilmesinin gülünçlüğü ortada.
İnsanların geleceğini ilgilendiren binlerce dosyaya gömülmüş, genç bir yargıç olacaksınız. Maaşınız, ağıza alınmayacak kadar az olacak. Siz, ananızdan, babanızdan, akrabalarınızdan geçinebilmek için para isteyeceksiniz. Aynı ilçe halkından ev sahibinize, oturduğunuz evin kirasını düzenli ödeyemeyeceksiniz. Ama düzgün kararlar vereceksiniz.
Bu mümkün mü?
Ne diyordu Bir Alman Dosta Mektuplar’da Albert Camus?
‘Ben, yurdumu, adaleti de severek, sevebilmek istiyorum’.
Aynı şekilde doktorlar, mühendisler, öğretmenler için de doğru.
İlla da gençler için.
Onlar iyi yetişmeli, iyi yaşamalı, iyi çalışmalı. Hiç mi hiç ezilmemeli, mahçup olmamalı, yere bakmamalı.,.
Gelir dağılımındaki adaletsizlikte dünyanın beşinci olumsuz ülkesi olabilmiş şu ülkede, siyaset hangi işe yarıyor acaba?
Herkese göre farklı muamele görmek için ise, eyvah ki ne kadar… İmtiyaz, statükonun başlangıcıdır çünkü…
Haftanın olayı…
Bence Tv’de görüntüleri verilen, gazetelerde fotoğrafları yayınlanan, Diyarbakır’da bir türbeye yüzünü gözünü sürüp; sorununa çözüm dileyen insanlar, bu haftaya damgasını vurdu.
Yaptıklarına yüzde yüz karşı olmama rağmen, onları eleştireceğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Onları suçlamak, kolaya kaçmaktır.
En baştan başlayalım…
Sen eğitmemişsen, insanca yaşayacağı, çalışacağı bir işi olmamışsa, geliri yok ve hastaysa; ona doktor göndermemişsen, ilaç alacak parası yoksa, türbeye yüz sürmesin de ne yapsın?
Hiç olmazsa o bedava…
Kendimizi onların yerine koyalım. Ne yapardık?
Bence onlar utanmamalı. Bu işlerin sorumlusu olan siyaset, hangi olmaz dede türbelerine yüz sürüp, çare dileniyorsa, önce onlar utanmalı… Başladığımız gibi, A.Camus’den bir sözle bitirelim: ‘Sadece bedelini ödediği şeye sahip olur insan.’
Devletler de öyle…
Popularity: 5% [?]

Son Yorumlar