Türkiye çok istiyor… Ama Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye’nin AB üyeliği için dört önemli soruna dikkat çekiyor.. Bu çoktan beri AB’nin dillendirdiği bir söylem. Birçok platformda söylenmiş şeyler. Belki bugüne kadar ima ediliyordu, şimdi daha açık ifade ediliyor.

Schüssel, nüfusumuzun çokluğunu, insanımızın satınalma gücünün düşüklüğünü; Suriye, Irak ve İran’a komşu olmamızı ve en önemlisi Türkiye’deki çiftçi sayısının, tüm AB ülkelerindeki çiftçi sayısının üç katı olduğunu söylüyor olumsuzluk olarak.

Ülkemizin yerini ve komşularımızı değiştirmemiz mümkün değil. Artış hızını düşürmeye çalışsak bile nüfusumuzun da hemen azalması imkansız görünüyor.

Geriye, birbiriyle çok bağlantılı iki şey kalıyor:

Tarımımıza çekidüzen vermek ve insanımızın alım gücünü yükseltmek.

Hükümet yaklaşık iki yıldan beri işbaşında.

Avusturya Başbakanı’nın söylemediği bir şeyi de ben ekleyeyim: Tarım ve ormandaki gizli işsizlik. İki yıl önce bu konuda önlemler düşünülseydi, haylice mesafe alınmış olurdu.

Avusturya Başbakanı ‘çiftçi’ diyor, oysa ki ‘çiftçi’ kavramı üretime yönelmiş ekonomik bir sektörü ifade eder. Bizdeki ‘köylü’lüktür. Yerleşimle ilgilidir, ekonomik bir kavram değildir.

Türkiye, bugünlere gelinceye kadar altın gibi değerli nice zamanları heba etti. Geçmişte genel anlamda büyük düzenlemeler yapmak yerine, iktidarlar kendi gururunu okşayan, küçük şeylerle uğraştı tarım alanında. Yapısal değişimi amaçlamadı. O yüzden de bugün bulunduğumuz yerdeyiz..

Yani Avusturya Başbakanı’nın söylediği yerde..

Kara mizah gibi.

% 40’a yakın nüfus, GSMH’nın %14’ünü üretiyor.

Bu ‘köylü’nün suçu mu? Tabi ki değil. Kimin suçu? Radikal değişikliği göze alamayan, ‘köylü’yü küçücük sadakalarla ‘köylü bırakan’ hükümetlerin suçu.

Bugüne kadar Tarım Bakanlığı ve Başbakanlık yapanlar büyük bir sorumluluk altındadır. Kimse, geldiğimiz bu sonu göremedi ve gereğini yapmadı.

Yarının insanı da bugünün yöneticileri için aynı şeyi söyleyecektir… Bu durum geldiği gibi giderse…

Tarım, Orman ve Çevre bir bütün olarak ülkemiz için hayati öneme haiz olmasına rağmen, iktidarların hiç önem vermediği bir alan oldu.

Şimdiye kadarki hükümetlere bakın… Çoğu bakanlar meslekten değildir, tarımdan anlamaz müsteşarlar, genel müdürler ve yardımcıları dışarıdan derlenir, toplanır. Eşe, dosta, hemşehriye makam ikram yeri olarak düşünülür. İktidarların ömrü biter, giderler, geride ‘gerilemiş bir tarım’ bırakırlar. Bu zavallı milletin geleceğini, kendi işletmelerinde yapılabilecek kişisel tercihleri yüzünden yok ederler.

Tarım bir bilgi işidir.

Daha da önemlisi ‘aşk’ meselesidir.

Yüreğini ortaya koymaktır.

‘Ben, bu sorunu çözerim’ inancını taşımaktır. ‘Şu yöntemle, şöyle çözerim’ diyebilmektir. Sorunu doğru anlayıp, doğru çözümler peşinde olabilmektir.

Dünyada, tarımı sorun olmaktan çıkarmış ülkelerin eylemini doğru okuyabilmektir. Özellikle İsrail, AB ve ABD’nin tarımda ulaştığı noktanın yöntemini kavramaktır. Anadolu’nun tarihini iyi bilmektir. Geçmişte, benzer sorunları çözme yeteneğini göstermiş olmaktır.

Bu ülkede sorumuluk taşıyan herkes şu gerçeği iyi görsün:

Tarım, çok büyük bir iş.

Türkiye için, kimsenin anlamak istemediği kadar önemli.

Türkiye tarımda kökten tedbirler almazsa ne olur?

Önce, AB’ye girme düşüncesi bir hayal olur. Kalabalık, işsiz, mesleksiz bir köylü güruhunu, serbest işgücü dolaşımı verecekleri bir yapıya neden alsınlar?

İkinci olarak, tarım ‘iktidargöçüren’dir.

Üçüncü olarak da, bu ülkeye yazık…

Doğru yönlendirilirse, önündeki engeller kaldırılırsa, iyi eğitilirse bu ‘köylü’ kökenli milletin, nasıl harikalar yarattığını hem geçmişten, hem de yakın tarihten çok iyi biliyoruz.

Hala vakit var. Avusturya Başbakanı’nın söylediklerini tersine çevirmek için.

Ama unutmamak gerek, kum saati de çalışıyor…

Son sözü bir sevgili şair, Sezai Karakoç söylesin: ‘İçinden çağırılmayan insanı dışardan çağırmak ne mümkün!’

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar