Anlamı olana doğru…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
29 Mayıs 2005
Bugün şiirle konuşacaksınız… ‘Biliyorum ki bu dünyada bir şeyin, insanın, anlamı var. Çünkü insan kendisine anlam arayan tek varlıktır.’
Söz, Albert Camus’ye ait. İşgal altındaki Fransa’da, bir Alman’a söylenmiş. İçinde cesaret ve kararlılık tohumu saklayan sözler. Aynı zamanda, gemi azıya almış bir kabalığı, ortak değerlere çağıran, dizginleyen sözler…
Bir savaş ilanındaki sertliği içeren, ancak yumuşakmış duygusu uyandıran; zehir gibi acı, kurşun kadar ağır sözler…
Bu söz, bizi, eylemsiz gibi, durağan görünümüyle Şeyh Galib’in, o çok bilinen ‘Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen’ sözünün yinelendiği şiirine götürüyor.
O derviş görüntüsü ile ne çetin kelimelerdir onlar.
Önce gönlüne sual ederek başlıyor, neden bu denli üzgün olduğunu soruyor. Sonra, insanın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Anahtar dizenin, ‘Başkasın, kendini suretle heyula sanma’ olduğu bu bölüm, hayata dair öğütlerle, başka bir biçime bürünüyor. ‘İnleyip sırrını faş eyleme ağyara sakın’ mısraı, bir tehdide dönüşüyor: ‘Sonra Mansur gibi çıkman olur dara sakın’. Yine de moral vermektedir, insanın, kendine doğru bir dehlizdeki serüvenine dayanaklar aramaktadır: ‘Gizli gizli dahi vardır nice halet sende’.
Hayata dair sağlam referansları olan dizelerle sürüp giden bu şiiri niye hatırladım?
Biz sanıyoruz ki, yaşadıklarımız sadece bize özgü.
Kişiselleşen her şey, kişiye özgü olur, bu çok doğal. Genelleşen şeyler de, bir sel gibi, içine başka insanları katarak büyür.
En çok genelleştiği yer, ilginçtir, tek başına bir insanın, büyük dalgalar biçiminde gelen belalara bakışında gizlidir. Ya, yiğitçe bir direnişin inançlı duruşu, ya da yenilgiyi kabul edişin pespayeliği…
Anlamını arayan insan, yılmadan, yaşamak üzerine yeni yorumlar, yeni bakış açıları üreten insandır ve o insan için yenilgi yoktur.
Adı ölüm olan yenilik bile, bir yenilgiden çok, bir varoluşu çağrıştırmaktadır bütün muhtevasıyla.
O Van türküsü ne güzel söylüyor: ‘Kes başım kanım aksın-Kıymet bilene doğru!’
İnsanın aradığı anlam buna yakın bir şey değil mi?
Hayatı köpürten cinas…
Her şeyin cinasının var olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Bizim dilimizde en çok Urfa ve Kerkük türkülerinde cinasa başvurulur. Bu, bir bakıma karşılaştığımız her şeyin bir başka halinin de olduğunu bize vurgular. Mesela su da yandı, suda yandı, su dayandı… aynı yazılış içinde, üç ayrı anlamı yansıtır. Birinci söylem, suyun da yandığını anlatırken, ikincide başka bir şeyin suyun içinde yandığını, üçüncüde ise her şeyin yıkıldığı bir anda suyun dayandığı anlatılmaktadır. Ne zenginlik değil mi, dilimizin bu sonsuz imkanları?
Sadece şiirin mi cinası var? Tabii ki hayatın da cinası var. Bu nedenle, her olayın, her sorunun, görünen biçiminin dışında bir, ya da birkaç biçimi vardır. Bize düşen, boş bulunmayıp, hayatı köpürtecek cinasın peşinde olmaktır.
Çünkü, farkına varmak için aramak, kendine bir anlam bulmaya çabalayan insanın, en insani özelliğidir.
New York’ta bir Arap!..
Şair Adonis bu… Babasının, kulağına fısıldadığı adıyla Ali Ahmed Said. Batı’da yaşayan Suriye’li bir Arap.
‘Işığında kaç kez yürüdüğün güneş öldü’ dedikten sonra ekliyor: ‘Gölgeden başka varlığı olmayan bir beden işte’.
Kendi anlamını arıyor Adonis. Belki de babasının koyduğu adı… Hafızasını devreye sokmasından anlıyoruz ki, O, New York’ta, yitirdiği kimliğini aramakta.
‘Okyanustan haberler gelecek bana-Bu çölü geçince, yakında-Sen, ey uzak dünya-Taa içimde uyanık duran-Nereden geliyor bu sabır sana?’
Kendisine bir anlam arıyor insanoğlu, bu kesin!
Hem hayatın içinde, hem de hayatla dolu.
Popularity: 7% [?]

Son Yorumlar