Anası yok, çocuklar için
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
14 Mayıs 2006
Her gün gördüğümüz gökyüzü, nefes aldığımız hava, içtiğimiz su gibi, her saniye, iç içe yaşıyor olsak da annelerimizle, farklılıklarını daha iyi anlayabilmemiz için, onların adıyla onurlanan bir günü, ‘anneler günü’nü yazıyoruz hayat defterimizin baş köşesine; uyurken yanağımıza belirli belirsiz iliştirilmiş bir anne öpücüğü duyarlığıyla… Ana kokusuyla…
Yaşınız, konumunuz ne olursa olsun, cinsiyetiniz de önemli değil, gözünüzden bir damla yaşla birlikte, yüreğinizde köpüren bir kimsesizlik duygusu kabarıp duruyorsa ve burnunuzun kemiği, annenizi kucakladığınızda o dünyanın en güzel kokusunu, ana kokusunu arıyor ve sızlıyorsa; siz bir öksüzsünüz demektir.
Bu yazı sizin için yazıldı.
Tenhalara çekilip içli içli ağlamadan, bir güzellik anıtı olan annenizi hatırlayın. Onun, hayatı nasıl doğru algıladığını, dünya kurulduğundan beri, tüm annelerin birbirine emanet ede ede güzelleştirdiği o yavrusuna sahiplenen ana imajının, annenizde aldığı son biçimi düşünün. Sizi severken, ellerini, dudaklarını, tenini kullanmadan, sadece yüreğini yüzünüzde dolaştırdığını, sizi çıplak yüreğiyle sevdiğini hiç unutmayın, hep hatırlayın, olur mu?
O olmadan bütün tehlikelerin sizi hedeflediğini, ancak onun içgüdülerinin sizi tüm kötülüklerden koruduğunu da hiç, ama hiç unutmayın, tamam mı?
Başkaları için ne olursa olsun, ister kadın, ister kardeş, ister arkadaş, dost… Ne olursa olsun, sadece annedir sizin için; bir anne…
Bir gök mavisi, bir bahar dalı, bir ırmak, bir çiçek, bir kuş cıvıltısı, sonsuz bir ova, bir akşam alacası, bir günbatımı, yeni biçilmiş otların kokusudur o.
Sadece annedir ve anneliği çağrıştıran her şey onu hatırlatır, özenle toplanmış bir demet menekşe gibi…
Hastahane odalarında plastik su şişelerine konulmuşcasına, kendi kendine solarak, kuruyarak, kavrularak gözünüzün önünde eriyen bir çiçek de olsa…
O bir annedir, sizin annenizdir, onun yüreğinden sizin yüreğinize, rahimdeyken kan taşıyan kordon; hayatı, duyarlığı, duygusallığı taşımaktadır şimdilerde…
Hiç bıktınız mı onun sohbetinden? Sabahlara kadar konuşuyor olsanız da…
O kısık, sırlı ve özel, kimselere seslenmediği sesle, size anlattığı her şey, nasıl da onarmaktadır yüreğinizi… Sizi tüm kötülüklerden arındırarak geceler boyu bedeninizi temizliyor, bir bakıyorsunuz ki; gün ışımış, sabah olmuş…
Gelin, bir şiir okuyalım birlikte, adı Anne olsun…
‘Sahi senden mi doğdum anne/Yollar,nehirler, kuşluk vakitleri dururken/Bir insandan mı doğar çocuk
Anne senin yüreğin taş olsa dayanır mı/Kuş olsa, çiçek olsa, gündüz olsa/Kırılmaz mı acıdan bir sap menekşenin boynu
Bu kez dağlar doğursun beni anne/Sen de ılık yağmur ol/Durmadan yağ kanayan yerlerime’(1)
Yalayarak sağaltır hayvanlar yaralarını, bitkiler ağlayarak… Analar hem yalar, hem ağlar… Sağaltır çocuklarının yaralarını, onlardan aldıkları ağuyu, kendi yüreklerinde saklayarak…
Bir belgeselde gördüm, yavrusu öldürülmüş bir anne aslan, sabahlara kadar, gecenin girdabına bırakarak sesini, nasıl da dağladı dağı, taşı; göğü ve ormanı sarsarak, nasıl ağladı, nasıl inledi ölü çocuğunu kendine geri vermesi için, geceye yalvararak?
Bir şiir daha, bunun da Oğul olsun adı:
‘Anne ben geldim, ağdaki balık/Bardaktaki su kadar umarsızım/Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?/Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın…’(2)
Son sözdür:
‘Kaçar herkesten/Durmaz bir yerde/Anne ölünce çocuk/Çocuk ölünce anne’ (3)
Bir tek sizin anneniz gibi düşünün tüm anneleri, herhangi bir annenin öpün ellerini, yeraltı suları gibi ulaşsın diğerlerine sıcaklığınız; yorgun ve yaralı…
Şiirler,
1.Haydar Ergülen
2.Ahmet Erhan
3.Sezai Karakoç’tan ödünç alınmıştır.
Popularity: 8% [?]

Son Yorumlar