Alışkanlıklar da değişir…
Makaleler
Bu yazıyı yazdır
15 Ocak 2005
Bu yazıyı üç gün önce yazdım. Bu konuda yapılan yorumlara, bir ek olarak düşünülmeli.
Başbakan’ın, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin hazırlanması konusunda gazetelere yansıyan sözleri, bu kanunun ‘şimdiye kadar olduğu gibi’ değil, bundan sonra ‘olması gerektiği gibi’ bir prosedüre bağlanacağını gösteriyor. Az ve öz olarak hazırlanacağı, Bakanlar Kurulu’nun onayından sonra da resmi hüviyet kazanacağı vurgulanıyor. Ayrıca bu konuda Türkiye’nin ezberinin bozulacağına dair işaretler de veriyor.
Şimdiye kadar MGSB, atanmışlarca hazırlandı, seçilmişler de, çevçevesi bürokratlarca çizilen bu belgeyi, kutsal bir metin gibi kabul etti. Oysa bu görüntü MGSB’nin ruhuna aykırıydı. Halkın seçtiği siyasi kadro, genel çerçeveyi çizmeli, bürokrasi ise teknik olarak, gösterilen amaçlar doğrultusunda bu çerçevenin içini doldurmalıydı. İlk kez bu çok önemli vurgu yapılıyor, bir ezber bozuluyor. Alışılmışın dışında ve işin doğrusunun uygulanması biçiminde bir yöntem getiriliyor.
MGSB’nin en çok üzerinde durduğu ‘iç ve dış tehdit değerlendirmesi’ ile; yakın, orta ve uzun vadede bunların konumu konusunda köklü değişiklikler bekleniyor. ‘Milli Güç’ ve ‘Milli Hedefler’de, yeni bir yorum yapılabilmelidir. Türkiye’de ekonomik konular ağırlıklı olarak bu belgede yer almalıdır. Alt ve üst gelir grupları arasındaki uçurum ile bölgeler arasındaki dengesizlik ve eğitimsiz genç nüfusun çokluğu, çözüm önerileri ile belgede vurgulanmalıdır.
Tarımda istihdamın yüksekliği, uluslararası değerlendirmelerde Türkiye’nin dezavantajı olduğu gibi, ekonomik olarak da geriliği temsil etmektedir. Hizmet ve bilgi sektörünün istihdam açısından genişlemesi nasıl ki ilerleme ise, sanayideki yoğunluk bile olumsuzluk olarak algılanırken, tarımın ağırlığını sürdürüyor olması kritik bir kırmızı çizgi sayılmalıdır.
Ayrıca, çevre konusu, ülkemiz için bütün altyapı bozuklukları ile bu belgeye girmelidir. Çevre, Milli Güvenlik terminolojisinde ‘beka’ dereceli öneme haiz bir sorun olarak algılanmalıdır.
Sorunlara doğru teşhis konulunca, çözümün kolaylaşacağı da bilinmektedir. Başta eğitim olmak üzere, sağlık sorunu da yaşam kalitesi göstergesini düşürmektedir.
Bu ve benzeri kökten değişiklikler, Türkiye’nin ezberinin bozulduğunu gösterecektir. Alışılmışın dışında ‘tehdit değerlendirmesi’, Türkiye’nin sorunlarını sanal ve bürokratik ortamdan, reel ortama taşıyacak; çağdaş bir değerlendirme olacaktır.
İlk kez Anayasa Mahkemesi’nin 37. kuruluş yıldönümünde, dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından gündeme getirilen ve belki de tarihimizin unutulmaz nitelikteki konuşmasında vurguladığı gibi, ‘adaletin gerçekleşmesi’ni engelleyen yargı, ekonomik sorunların da önünde ve öncelikli sayılmalıdır. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, bu sorunu da ‘beka’ derecesinde içermelidir.
İkinci olay, Dünya Bankası ile DPT’nin düzenlediği ‘stratejik planlama ve performans bütçeleme’ seminerinde, Başbakanlık Müsteşarı Prof.Ömer Dinçer’in konuşması: Başbakan’ın son günlerde sık sık gündeme getirdiği ‘bürokrasi’ye atıf yapan bir konuşma. Prof. Dinçer diyor ki: ‘Bu ülke verimli bir yönetime sahip değil’ ve ekliyor, ‘herkes, bir başkasının değişmesi gerektiğini düşünüyor’. Bunlar, her aklı başında insanın altına imzasını atacağı tespitler. Yalnız bir nokta var. Siyasi irade yetkisini milletten alır. Bu yetkiyi, seçim bildirgesinde söz verdikleriyle somutlaştırır, bunu da hükümet programına koyduklarıyla uygulamaya hazır hale getirir. Kabinenin ve bürokratik yapılanmanın da bu değişim doğrultusunda olması beklenir.
Acaba arızanın büyüğü burada, yani kurulduğundan beri hükümetin bu konudaki bir kısım tercihlerinin yanlışlığında mı? Daha açık bir anlatımla, bazı önemli konuların algılanması, çözümü ve isimlendirilmesi konusunda, bugüne kadar hükümetleri yanlış yönlendirenlerin gösterdiği sanal alemden kopmalı değil mi artık? Prof. Dinçer’in dediğinden hareketle, o zaman siyasi iradenin de ezberini bozması gerekli değil mi?..
Popularity: 6% [?]

Son Yorumlar