Üniversiteyi Erzurum’da okuyanlar için bazı isimlerin, sözlerin ve davranışların özel önemi vardır. Boksör Sarı Turan, sizin için bir şey ifade etmeyebilir. Nihat Kabanlı’yı da sadece güreş meraklıları bilebilir. Üniversitede okuduğum yıllarda, bunlar bizim can dostlarımızdı. Hemşin Pastanesi sahibi Nail gibi…

O dönemin en önemli hocaları okuttu bizi.

Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere, yurdun dört bir yanından gelip, imkansızlığın kabuğunu kırmaya çalışan gönüllülerdik. İçimizden, bu ülke için yararlı olan epeyce insan çıktı.

Tartışmalarımız üst seviyedeydi ve bir adabı vardı. O günlerin kendine özgü yapılanması içerisinde kamplaşmalar olsa da…

İonna Kuçuradi’den İsmail Beşikçi’ye kadar bir sol çizgi; Kemal Bıyıkoğlu’ndan, Şaban Karataş’a, Lütfü Ülkümen’den Orhan Türkdoğan’a kadar bir sağ çizgi…

Şu kaliteye bakın!

Edebiyat Fakültesi odacısı Behçet Mahiri, kaç kişiye tez konusu verdi, kimleri akademisyen yaptı?

Boyacı İsmail Usta’nın, uluslararası ilişkiler konusunda yazdığı kitabı, Dergah gibi ciddi bir yayınevi bastı.

Gömlekçi Hatem Emmi, Nuri Emmi, sohbeti değerli adamlardı.

Öğrenci yurdunda kalanlar için ayakkabıcı Hayrettin Usta, bir abideydi. Terzi Mustafa, berber İskender… Hepsi de ayrı bir değerdi…

Aradan geçen yıllar, içi boş, kof bir üniversite oluşturmuş.

Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde olup bitenleri gazetelerde okuduk, televizyonlarda izledik.

Bu hamakati tek kelime ifade edebilir: Akılsızlık.

Mesela Sarı Turan orada olsaydı, iki metrelik boyuna bile uzun gelen kollarını iki yana açar, narayı patlatırdı: ‘Ulan üniversiteliler, ulan fişneler, alayınız tırışka!’

Olanları, bundan daha iyi anlatacak bir ifade biçimi de yok ne yazık ki…

Birçok üniversitenin bu ilkel konumda olması, geleceğe dair umutlarımızı da erozyona uğratıyor.

Hangi konuda dünya çapında bir araştırma, bir buluş var, sorusunu bir yana bırakın.

Eli yüzü düzgün bir makale bile yeşermiyor bu bozkırda…

Muhalefet olmasa…

İktidarın, uygulama zorunluluğuna karşı; muhalefetin, sadece yanlışları vurgulayıp, olmayanı göstermesi, olması gerekeni ortaya koyması yeterli. Bütün bunlar, yapmaktan, icra etmekten de çok kolay. Lafın maliyeti yoktur çünkü… Bu yüzden, muhalefetin kendini halka anlatması, iktidara oranla daha kolay.

Meclis Tv’yi izliyor musunuz?

Muhalefet nasıl iyi değerlendirebilir bu imkanı. Programını ortaya koyar, iktidarın yanlışlarını bilimsel ölçütlerle çürütür, doğrusunu da açıklıkla beyan eder.

Peki, ne yapıyor?

Çoğu zaman nabza şerbet şeylerle hamaset yapıyor. Boş konuşuyor çoğunlukla.

Çok şaşırtıyor… Özellikle tarım, çevre, tüketici hakları, kadın sorunları, engelliler, devletin yeniden yapılanması gibi birçok konuda taş gibi bir muhalefet beklerken, hayal kırıklığına uğruyorsunuz.

Konuşmacılar, bir incir çekirdeğini doldurmayan şeyler söylüyor.

Hala, Demirel tadında.

Muhalefet, ‘kim, ne verirse beş bin lira fazla’ tutarsızlığında.

Bugünkü tarım uygulaması aynen sürmek koşuluyla, sadece kalkınma planı özel ihtisas komisyonu raporlarındaki argümanlarla konuşan bir muhalefet, her hükümeti sarsar.

Ancak bilimsel ölçütlerle, sağlam bir hazırlıkla…

Yapmazsa ne olur?

Asaf Halet Çelebi’nin şiirindeki gibi;

‘Kendi cübbesi altında yok olur!’

Bakanlıkların birleştirilmesi

Çok geç kalındı, ama yeniden gündeme gelmesi sevindirici. Birçok bakanlık birleştirilebilir.

Ortak payda oluşturulup; tarım, orman ve çevre birleştirilmedikçe, Türkiye çok kan kaybeder mesela.

Zaman ve imkan kaybeder.

Üretemez.

Şimdiye kadar olduğu gibi patinaj yapar bu çamur deryasında…

Bizden söylemesi!

Popularity: 10% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar