Akıl bedava da, akılsızlık parayla
Malatya Yenigün Yazıları
Bu yazıyı yazdır
27 Aralık 2007
Başlık sizi şaşırtmasın; şiirsel, ironik bir cümle olmadığı gibi, laf olsun diye söylenmiş bir ‘aforizma’ da değil.
Herhangi bir işin iyi yürümediği yerlere bakın; bilen insanlara danışmayan, burnunun dikine giden, önce yaparak ve sonra bozarak doğruyu bulmaya çalışan; ustalığı, bilimi, bilgeliği önemsemeyen bir yapı görürsünüz orada…
Bu, bizde de böyledir, dünyanın başka yerlerinde de… Eskiden de böyleydi, şimdi de böyle…
Gelecekte de böyle olacak, inanın…
Anlaştık mı?
O zaman baştan başlayalım.
Tarihte, insana yararlı olmak üzere yapılmış her bilimsel gelişmenin temelinde, aklı önemsemek vardır. Aklın fonksiyonu da, akıllı olanlarla ‘müşavere’yi gerektirir.
Çünki, akıl bedava!…
Eskiden devleti yönetenlerin, belli konularda danıştıkları danışmanları olurdu. Bunlara ‘musahip’ denirdi.
Yakın zamanda bu fonksiyonu icra eden kişiye ‘müşavir’ veya ‘danışman’ denilmekte ise de, günümüzde, doğrusu kimsenin kimseye pek danıştığı söylenemez.
‘Aklı satlığa çıkarmışlar, herkes kendi aklını almış’ denir, meşhurdur. Herkes kendi aklını beğenir.
İşte akılsızlık da burada başlar.
Kendi aklını, hastalık derecesinde ‘egosantrik’ bir bağımlılıkla seven kimse, başkasının aklına, deneyimine, bilgisine de ihtiyaç duymaz.
Felaket de orada başlar.
Çünki; kendi aklını önemseyip, başkasının aklına değer vermeyen, bilimi de yok sayan kimsenin elinde, hele bir de yetki varsa…
Bu yetki kontrolsüz ve sınırsız bir yetkiyse…
‘Akılsızlık parayla’ sözünün anlamı da burada gizli işte.
Kristal satan bir dükkana, deli bir danayı salıverdiniz farz edin…
Onun vereceği zarar neyse, sınırsız yetkiyle yöneten ve danışmayan kişinin zararı da o kadardır.
Yakın zamanda Özal rahmetlinin devleti yönetme biçimini yakından gördüm.
Çok bildiği konuları bile mutlaka danışırdı.
‘Abdullah Gül’den Cumhurbaşkanı Olur Mu?’ başlıklı yazımı hatırlayın. Ne demiştim, Abdullah Gül, bilenlerle işbirliği yapar, bilimi öncü kılarsa, mutlaka başarır…
Hatırladınız mı?
Yine aynı iddiamı sürdürüyorum.
İyi bir tarih okuyucusuyum çünkü. Ders de çıkarıyorum okuduklarımdan.
Lafı nereye getireceğim?
Bildiniz, Şeker Fabrikasına…
Yerel basında okuyorum, hastahaneden hapishaneye kadar her kurum, Şeker Fabrikası’nın arazisine talip.
Sakın, ha sakın, Şeker Fabrikası arazisinin bir milimi bile kimseye verilmez, verilmemeli!…
Niye değer yaratmaya bakmıyoruz da, ortaya konulan bir değeri, belgeseldeki sırtlanlar gibi paralıyoruz.
Şeker Fabrikası arazisinin bir milimini bile başka kurumlara peşkeş çekmek, Malatya’ya ihanettir.
O fabrika, Kayseri ve Konya örneğinde olduğu gibi, Malatya ekonomisini, kaysı bağımlılığından kurtarıp, uçuracak…
Bunun aksini söyleyen kim olursa olsun, karşı duralım, mücadele edelim.
Nedense, son zamanlarda Malatya, bir bakıma petrol zengini Arap Şeyhlikleri ile aynı kafada gidiyor… Şöyle, elde avuçta ne varsa talan edip yiyelim, ama yeni bir değer üretmeyelim.
Halbuki petrol bitecek, bilimsel verilere göre en fazla 25 yılı kaldı petrolün. Ondan sonra ne olacak Arap şeyhliklerinin hali?
Dilimin ucuna, bilmemneresine don alamayacak diye bir söz geliyor, demiyorum, yutkunuyorum.
Onun için ey Malatya’nın akıllı adamları!
Hastahaneyi, postahaneyi götürüp, daha değersiz, ama ihtiyaca iyi cevap verecek yerlere kuralım. Şehrin her köşesini değerlendirelim.
Bu şehri büyütelim.
Gelip gidip şekerin, sümerin, şunun bunun imar ve ihya ettiği arazilere yapışmayalım.
Mümkünse, yeni bir değer oluşturalım.
Ne güzel, bakın, Beydağı’na 2500 konut yapmayı aklediyoruz, ne güzel…
O zaman hastahane, postahane için de şöyle geniş vizyonlu düşünelim.
Malatya’ya, İsmet İnönü döneminde Berlin’i yeniden kuran, Ankara-Yenişehir’i planlayan Alman mimar Jansen, şehri yeniden planlama göreviyle gönderilmiş, biliyorsunuz.
Malatya merkezinde arsası olan, birkaç ufuksuz zengin yüzünden, Malatya bugünkü haliyle, bugünkü yere kurulmuş.
Şunun şurasında 1837’de kurulmuş, çok yeni bir şehir.
Ama, iflas etmiş değil mi?
Sebebini biliyorsunuz, Jansen, şehrin Boztepe’ye kurulmasını teklif etmiş.
Merkezde arsası olan birkaç zengin, adamı neredeyse kovdurmuş Malatya’dan.
Projeyi de kadük etmişler.
Umarım, sevgili Malatyamız, değerli yöneticilerimiz, şeker fabrikasını ‘kadük’ etmezler.
Bir sitem de Malatya basınına…
En değerli bir alan üzerinde konuşuluyor da, basında “tık” yok.
Kimse fikir üretmiyor…
Nedense…….
Eğer, şekerin arazisini talan ettirirseniz, bir süre sonra mesele anlaşılacak, yıllar sonra herhangi bir vali tayin olacak Malatya’ya, bugünkü valinin kaysı meselesinde dediği gibi, şekerin berbat edilen arsasının durumuna bakacak ve diyecek:
“Yahu, bizden önce bu şehri yönetenler geri zekalı mıymış?”
Biz de dönüp “Adam haklı” diyeceğiz.
“Estağfirullah, hayhay” anlamında…
BÜTÜN BUNLAR OLMAYACAK…
Tabii ki, bütün bunlar olmayacak..
Şeker Fabrikası’nın arazisi, olduğu gibi kalacak.
Şeker pancarı tarımı yapan çiftçiler başta olmak üzere, bu şehrin akıl üreten insanları bir araya gelecek. Herkes, ne düşündüğünü söyleyecek.
Bir orta yol bulunacak.
Malatyalılar şeker fabrikasına sahip olacaklar.
Onu geliştirecekler.
Hem pancar ekim alanını genişletecekler, hem de fabrikanın üretimini daha karlı hale getirecekler.
Elde ettikleri gelirle, başka fabrikalar da kuracaklar.
Malatya’yı, kaysıya, tekstile muhtaç olmaksızın ayağa kaldıracaklar. Kaysı konusu da, yeni teknolojilerle yeni mamül mallar üretip, önemli bir noktaya gelecek.
Bu şehir ayağa kalkacak, bu şehir, her sorununu çözecek…
Çünki, zenginleşecek.
Ne diyor hemşehrimiz Niyazi-i Mısri “asbuzu” redifli şiirinde?
“Ol sebepten ehli pür-akl ü zeka vü marifet
Mahzen-i ehl-i ulum u kamilandır Asbuzu”
Bu şiir, binaltıyüzlü yıllarda yazılmış.
Biliyorsunuz, Asbuzu, şimdiki Malatya demek.
Şiir de kısaca, “Malatyalılar akıllı adamlardır” diyor.
Malatyalılar akıllı adamlarmış binaltıyüzlü yıllarda.
Geriye dönüp baktığımızda, tarihin her döneminde de akıllı olma vasfını koruduklarını görüyoruz.
Bu yüzden, sadece cumhuriyet döneminde iki başbakan, iki cumhurbaşkanı çıkardığımızla övünüyoruz.
Bugün yapacağımız işler de, yarın Malatya’da yaşayanlar tarafından övülsün.
Bizim derdimiz de sadece bu!…
Kutlama
Değerli okuyucularımın ve tüm Malatyalı hemşehrilerimin geçmiş bayramını tebrik eder, her günlerinin bayram kadar değerli olmasını dilerim.
Popularity: 15% [?]

13 Mart 2008, 18:15
sevgili kardeşim
senin düşüncelerin aslında malatyada yaşayan veya malatyayı dışarıda yaşayan insanların önüne ışık tutacak kadar tutarlı ve doğru
seni çok özlediğim için böyle yazmıyorum seni seviyorum sana değer veriyorum
ahmet gündüz