Şimdi size anlatacağım olay, benim için tatlı bir hatıradır. Sizin de hoşlanacağınızı umuyorum.

Bir acıbadem kurabiyesinin 40 yıl hatırı var mıdır? Bir fincan kahvenin olduğuna göre,olabilir…

‘80’li yılların sonu… Yusuf B. Özal, eşi Elisabeth Heidi Özal ve ben, İstanbul’dan dönüyoruz. Uçakta VIP’deyiz. Önde biz oturuyoruz, arka sırada da Deniz Baykal ve milletvekili arkadaşları var. O günlerde, Yusuf Bey’le Deniz Bey’in, resmi bir selamlaşmadan öte ilişkileri yok.

Bilirsiniz, yolculuklarda eften püften şeyler konuşulur, yolboyu.

Yusuf Bey, elindeki dosyaya daldı. Heidi Hanımefendi de, nezaket gösterdi, birkaç gün önce, onlara gönderdiğim acıbadem kurabiyesini övdü. Çok beğendiğini filan söyledi.

Çoğumuzda bu huy vardır, sevdiğimiz şeyleri, herkese sevdirmek isteriz. O günlerde, ara sokaklarda bir acıbadem kurabiyesi imalatçısı keşfettim, harika kurabiye yapıyor. Oradan alıp, eşe dosta gönderiyorum. Yusuf Bey’lere de göndermiştim, eşi, teşekkür ediyor. Olay bu…

Ankara’ya geldik. Uçaktan inmek üzere hareketlendik, Deniz Bey yanıma geldi, özür dileyerek, istemeden, hanımefendi ile konuşmamı duyduğunu, kendisinin de acıbadem kurabiyesi tutkunu olduğunu, ancak Ankara’da iyi kurabiye bulamadığını, adresi vermemi rica etti.

Ben de, kendilerine göndereceğimi, beğenirlerse, bundan sonra pakette yazan adresten temin edebileceklerini söyledim. Selamlaştık, ayrıldık.

Ankara’da hemen sipariş verdim. Bir gün sonra geldi. Cinnah’ta, Yusuf Bey’le çalışma ofisindeydik. Yusuf Bey’e, kurabiyeyi Deniz Bey’e kendi adıyla göndermesini teklif ettim. Uygun buldu. Aradık, eşiyle görüştü, Deniz Bey Ankara dışındaymış. Kurabiyenin de taze tüketilmesi gerekiyor, ne yapsak, derken, Yusuf Bey, kendi elyazısı ile bir not hazırladı. Ayrıntıları önemserdi. Derin dondurucuda kaç derecede saklanacağını, mikrodalgada hangi derecede, ne kadar işlem göreceğini yazdı, paketi gönderdik.

Deniz Bey dönünce paket için Yusuf Bey’e teşekkür etti. Ondan sonra daha sık görüştüler, dost oldular, Yusuf Bey’in hastalığı süresince de, Deniz Bey aradı, sordu, ziyaret etti, dostluk gösterdi.

O günden sonra, ben, Deniz Bey’le hiç karşılaşmadım. Bu olayı da bilmez.

Gelelim bu günlerde yaşadıklarına…

Ben, o zevatla aynı göğün altında bulunmaktan bile rahatsız olacağını düşünüyorum. Hiçbir şekilde olması mümkün değil ya, farzedelim ki olayın tamamı, hünsa sözcüklerin anlattığı gibi.

O zaman da, siyasetçisini, bu zavallı duruma mahkum eden Türkiye’nin Düzeni, esas suçludur. İkinin biri ihtilal yapıp, siyaseti köklerinden koparan antidemokrat yapıdan hesap sormak gerekir.

Ben, Deniz Baykal ile hünsa sözler’i yanyana yazmaya bile ar ederim, siyasete saygı gösterme gereğinden dolayı…

Siyaseti ve siyasetçiyi bir reklama kurban etmeyelim efendiler, yazıktır!

Hileli askerlik yapan

devletlu soruluyor…

Türkiye’de geçerli askerlik sistemini beğenebilirsiniz, ya da beğenmeyebilirsiniz. Doğrusu, 1975’te, kısa süreli yedeksubay olarak silah altına alınıncaya kadar, askerlik konusunu merak etmemiştim. Olumlu veya olumsuz bir düşüncem de yoktu.

Askerliğimi yaparken, konu üzerinde düşünme imkanım oldu.

Şimdilerde oğlum Burak asker, bu vesileyle yeniden askerlik konusunun içindeyim.

Yasanın bizi zorunlu tuttuğu askerliği, dürüstçe yapar, bu konuda karşı fikrimiz varsa, yeri gelince açıklar, çekinmeden de savunuruz.

Ancak, amiyane tabirle ‘askerlikten sıyırmak’ için bin bahane bulanlara da doğru bakmayız.

Hilekarlıktır da ondan.

21 Ağustos 2005 tarihli star’da yazdığım, hileli askerliği incelenmeyen, halen, çok hassas bir görevde bulunan devletlu soruluyor.

Yazacağım…

Popularity: 9% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar