Son günlerde yapılan analizlerde olsun, yayınlanan raporlarda olsun, tarımı bir ekonomik olay alarak algılama eğilimi ağır basmaktadır. Şimdiye kadar tarımın, kendi halinde bırakılmasına, ülke için gereklilik olarak bakılıyordu. Zaman, bizi de, başka ülkeleri de bilimle sınadı. Onlar, başarıyla atlattılar bu sınavı. Bizse, belki tastikname aldık, belki de belgelendik… Sonuçta görüldü ki, tarımda, radikal sayılacak devrimler yapılmazsa, bu ülkeye çok yazık olacak; bu, bütün açıklığıyla görüldü artık. 

İngiltere Başbakanı Tony Blair’in, gözden kaçan bir demeci oldu. AB’nin tarıma büyük paralar aktardığını, kuruluşundan bu yana büyük finansmanlarla tarımı desteklediğini, hala da bütçesinin % 50’ye yakınını tarıma ayırdığını, halbuki, artık mesela bilişim gibi daha teknik alanların desteklenmesi gerektiğini söyledi Blair.

Bu ifade, aslında AB’nin son günlerde geldiği yol ayrımını da belgeliyordu.

Önce AB’nin kurulduğu yıllara dönelim isterseniz. 60’lı yılların başında, bugün AB’yi oluşturan çakirdek ülkelerin tarım problemi vardı. Tarımları verimsizdi. İşletmeler, hem küçük, hem de çok parçalı olduğundan, çok insan az üretmekte, ihtiyacını dış alımla karşılamaktaydı. Bizim bugün tarımda yaşadığımız sorunlar, o günlerde onların yaşadığı sorunlarla birebir aynıydı.

AB ne yaptı?

Mevzuatının, bürokrasisinin, finansmanının % 90’ını tarıma tahsis ederek ve önce topraktan başlayarak, yapısal problemlerini kısa sürede halletti.

Günümüzde AB ülkeleri, tarımsal fazlayı nasıl ihraç edeceğinin hesabını yapmakta.

Gelelim Türkiye’ye…

AK Parti, seçimlere girerken iyi hazırlık yaptı. Sorunları doğru tespit etti, çözümleri için bilime başvurdu. Çok alternatifli, ayrıntılı çözümler üretti. Acil Eylem Planı ile de hayata geçirmek için formüle etti.

Sadece tarımın analizini yapmak istiyorum.

Tarım bir ekonomi olayıydı, bakanlığın başına bir ekonomi profesörünün getirilmesini başkaları yadırgasa da, olumlu bulduk.

Bakan, büyük bir yanlış yaptı. Tarımı ekonominin kurallarına göre yönetip yönlendireceğine, tarımı öğrenmeye kalktı. Buna gerek yoktu, çünkü, iyi tarımcılar vardı. Onların bilgilerini yönetmek, yeterliydi.

Sadece, uygulanmayan yasa ve yönetmelikler hazırlamakla geçen üç koca yıl kaldı geride. Bir de defalarca değiştirilen, şimdilerde, başka partilerin üst bürokratlarının emeklilerine mecbur kalınan bürokrasi…

Bu AK Parti için, amaçlanan bir sonuç değildi, biliyorum.

Bakanın değiştirilmesi bir sonuç getirir mi, onu da bilmiyorum.

Bildiğim bir şey var: Tarım sistemi yanlış! Böyle, geldiği gibi giderse, hiç kimse tarımı düzeltemez. Günbegün daha kötüye gider.

Torağı düzeltmeden tarımı, tarımı düzeltmeden de ekonomiyi düzeltmek mümkün değildir. Bunu, herkes böylece bilsin.

Türkiye, arazi mülkiyet rejimini değiştirmeli, toplulaştırma yapmalı, miras hukukunu düzeltmeli, yeni toprak rezervi oluşturmalıdır.

Terimler size yabancı olabilir, kısacası, Türkiye, öncelikle toprak sorununu çözmelidir. Bunu yapmadan yapacağı her şey, ağrı kesici asprin tedavisidir, ısraftır, sorunu ötelemektir.

TÜSİAD, tarım raporu hazırladı.170 sayfalık ciddi bir çalışma. Özet olarak, benim aylardır sizlerle paylaştığım çözüm önerilerini ileri sürüyor. Bazı şeyleri ilk kez siz okudunuz, siz zihninizde düşündünüz, siz tartıştınız.

Keşke yetkililer de paylaşsaydı.

Raporun en can alıcı bölümünü size aktarmak istiyorum.

‘Türkiye, içeride süregelen iktisadi ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle, dünyadaki gelişmeleri izleyemedi. Kendi tarımına bakışını değiştirmekten sakındı.’

Türkiye’nin tek sorunu buydu…

Belki, hala da bu…

Popularity: 5% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar