Önemli olduğu varsayılan bir toplantı, ‘NATO doruğu’ yapılıyor İstanbul’da. Türkiye’nin gündemini dolduruyor. Birkaç gün içinde, dış ilişkilerle ilgili olanlar dışında fazla hatırlanmayacak ve biz ülkemizle başbaşa kalacağız.

Sorunlarımızla…

Yapamadıklarımızla…

Bugün 2B diye kısaltılmış bir olaydan söz etmek istiyorum. 

6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesinin B bendinden.

31.12.1981 tarihinden önce orman niteliğini yitirmiş yerleri anlatıyor. Yasa, üç nedenle nitelik yitirmeden söz ediyor: tarla, bağ, bahçe gibi tarımdan dolayı; otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılık amacıyla ya da şehir, kasaba ve köy yapılarının bulunduğu yerleşim alanları… Bunlar, orman sınırları dışına çıkartılır deniyor.

Öncelikle yasanın, geleneksel yasa yapma tekniğimizin bir ürünü olduğunu söylemek gerek. Bir yandan orman alanını koruyormuş gibi yapıp, diğer yandan talan edilmesine olanak tanıyan bir anlam kayması içinde. Anlatımda bir netlik yok.

Hükümet ne istiyor?

473 bin hektar alan üzerinde, altyapısı devletçe sağlanmış, devlete ait kurumların da çokça bulunduğu 400 bin kaçak yapı var 2B’de.

Hükümet, ölüyü usulünce gömmek istiyor.

Cumhurbaşkanı, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor. Mahkeme de Anayasa’nın 170. maddesinin ancak ‘tahsis’e izin verdiğini öne çıkararak, orman köylüsüne bile satılmasının olanaksız olduğuna karar veriyor.

Cumhurbaşkanı’nın endişesinin, arsa olarak son derece değerli olan bu alanların daha sonra da rantiyenin iştahını kabartması ve talana yol açması öngörüsünden kaynaklandığı sanılıyor.

Bu da çok doğru.

1950-1960 arasında 4 kez orman suçları affedilmiş.

1995’e dek 400 bin hektar alan 2B ile talan edilmiş. Oysa ki, 1973-1994 arasında yangın ancak 300 bin hektar ormanımızı yok etmiş.

Talanın hızı yangından fazla.

Kamuoyu bu konuda yeterince bilgili değil. Olaya nasıl bakacağını bilmiyor. Bu konuda karar verenlerin de(yasama, yürütme, yargı) bilincinin net olduğu sanılmıyor, çünkü olay son derecede karmaşık.

Baştan alalım.

Yasal olmayan bir biçimde çok büyük bir orman alanı (473 bin hektar) tahrip ediliyor, üzerinde evler, mahalleler, kentler kuruluyor. DPT’nin verdiği rakama göre bugüne kadar azalan orman alanlarının 1.456 milyon hektarı yasal düzenlemelerle yok olmuş. Yani, şu andaki sağlıklı orman varlığımızınonda birinden fazlası önce tahrip edilmiş, yerleşim yeri yapılmış, sonra da yasal düzenleme adı altında devletin talana baş eğmesi sonucu, fütursuzca talan edenlere dağıtılmış.

Dalgalar halinde yenileri gelmiş.

Endişe şu: Bundan sonra da yeniden orman alanları, yerleşim için yok edilir. Bu iş sıraya biner. Çünkü, doğal olarak bu alanlar değerli…

Hükümet de son derece haklı. İnsanlar, hiçbir bedel ödemeden çok değerli olan bu yerlerde oturuyor, devletin büyük bir kaybı söz konusu.

Yargı, bu olaya yasanın kuru yüzü ile bakıyor. Ne yapmalı?

Öncelikle hükümet, olaya bir para meselesi olarak bakmaktan vazgeçmeli. 10-25 milyar dolar tahmin edilen getirisinden söz edilmemeli. Ortada bir sorun var ve o sorun çözülmek zorunda. Çözümsüzlüğün bir çözüm olmadığı görüldü.

DPT Ormancılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nda (2001) can alıcı bir nokta var. Toplum-orman ilişkileri iyileştirilerek orman kaynakları üzerindeki sosyo-ekonomik baskının azaltılması, kırsal yoksulluğun ortadan kaldırılması ilk şart olarak görülüyor.

Her saat 3000 dönüm ormanın tahrip edildiği bir dünyada yaşıyoruz. Konu çok hassas.

2B alanları gerçek piyasa değeriyle satılmalı. Alanlar, yüksek bedel ödemeli, gerçek değerinden almalı. ‘Talan’ görüntüsü oluşturmamalı. Bundan sonraki talanlara cesaret vermemeli.

Hükümet, süratle kentleşme planları yapıp arsalar üretmeli.

Orman alanlarının tahribine ağır cezalar getirmeli ve bunları uygulamalı.

Daha da önemlisi ‘kırsal yoksulluğu’ ortadan kaldırmak için tedbir almalı.

Cumhurbaşkanı ve yargı da; ‘Hükümet ben olsaydım ne yapardım, bu sorunu nasıl çözerdim?’ diye düşünmeli. Olaya, bu açıdan bakıp, esnek bir çözüme olanak sağlamalı.

Sorun ülkemize ait. Çözümü biz üreteceğiz.

Ortak akıl, en çok bu durumda gerekli.

Popularity: 7% [?]

Bu Konu İle İlgili Yazılar