Dr. Asım Güzelbey’in Anteb’i

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 25 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Televizyonda kanalları dolaşırken, aa! Bir baktım ki, Asım Güzelbey. Doktor tatlı tatlı Anteb’i anlatıyor Meriç Köyatası’na, gözlerinin içi gülerek.18 yaşındaki bir aşığın, aşkını anlatırkenki yürek parıldamasıyla. Takıldım kaldım, sonuna kadar da izledim.

Anteb’in fazla bilinmeyen yemeklerini anlatıyor. Annesinin, patlıcan kuruturken içinden çıkardığı malzemeyi zayi etmediğini, küb şeklinde keserek kuruttuğunu, ondan da başka bir yemek yaptığını söylüyor. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

Başbakan’ın ‘Çevre’si

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 21 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Yok, hayır, Başbakan’ın çok yakınındaki siyaset arkadaşlarından, danışmanlarından, dostlarından söz edecek değilim.

Benim üzerinde duracağım konu daha basit, daha az siyasi; ama hepimizi daha çok ilgilendiren bir şey. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 5% [?]

Bir yüksek yargıç seçimi hikayesi

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 18 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Bugün Pazar.. Keyifle yaşayacağınız, içini dolduracağınız, güzel geçmeye aday bir gün..

Gökyüzünü ve yeryüzünü, havayı ve toprağı, geceyi ve gündüzü, sadece size sunulmuş bir nasip olarak algılamaktan yanasınız; bunda haklısınızda.. Çünkü, yüreğiniz, bir ilkbahar toprağı gibi kabarıyor..

Bugünü keyfinizce yaşasanız da-tatil-, yarın, sizi kendi kurallarına uyduracak-iş günü-. Belki de, kendi konumunuzu boğuşmak olarak niteleyeceğiniz bir hafta başlayacak..

Ama, bugün, hala size ait, sizin mülkiyetinizde.

Sımsıkı birleştirdiğiniz parmaklarınızın arasından, bir avuç su gibi akıp gidecek olsa da.. Şimdilik sizin tasarrufunuzda, sizin avucunuzda..Süresi doluncaya, akıp bitinceye kadar..

Şimdi, gözlerinizi kapatın, hayal dünyanıza dalın, 1001 gece masallarındaki gibi bir dev çıksın lambadan, yıllar öncesinin gizli sırlarını fısıldasın kulağınıza.

‘Dile benden ne dilersen’ desin.

Bir yüksek yargıç seçimi öyküsü dinlemek ister misiniz?

İstersiniz, istersiniz.. Taş çatlasa üzerinden 18 yıl geçen bu öyküyü dinleyin.. Dinleyin ki, o gün hata yapanların hatasını,bugün bizi yönetenler tekrarlamasın.

Ne diyor Naima Efendi?

‘Tarih, ibret almak içindir’ demiyor mu?

O halde alalım dersimizi..

Burhan Kuzu’dan, Cemil Çiçek’e kadar,Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmeyi düşünenler de okusun..

Bu da nereden çıktı demeyin. Yaşadığımız hayat, tanıdığımızı sandığımız insanlar, içyüzünü bildiğimize emin olduğumuz olaylar; hepsi bize gösterildiği ve bizim algıladığımız kadar mı? Daha ötesi,daha fazlası yok mu?

Yıllar önceye dönelim..

Anayasa Mahkemesi’ne bir üye seçilecektir. Sonu ‘…tay’la biten kurumlardan birinden.. Özal Cumhurbaşkanı’dır. O ‘tay’lı kurumdan üç kişi, kendilerinden biri olsun diye uğraşmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın kardeşi ile buluşturulurlar; buluşturan, şahsen kefil olur. Aday belli değildir, kendileri sonra seçecektir. Konuşulur, ayrılırlar.15 dakika sonra içlerinden biri geri gelir, ‘kefil’ olana, diğerlerinin kendisini seçtiğini söyler.

Kefil, bunu yutmaz, ama Anayasa Mahkemesi’ne uyanık biri seçilmeli diye de düşünür.

Aday gösterilir, oy alamaz. Kanun değiştirilir, ‘tay’lı kuruma 15 yeni üye seçilir. Onların oyuyla ancak üçüncü olabilir.

Bir ayrıntı: Şimdi yaşamayan o üç kişiden birisi, bir sabah namazında kefil’i arar, ağlayarak, aday arkadaşının seçilmesi için yalvarır.

Bu niye önemli?

Bir süre sonra, o da bir ‘tay’lı kuruma aday olur. Seçilmesi için ağlayarak yalvardığı arkadaşı, ondan bahsederken ‘serseri’ diyecektir gıyabında ve desteklemeyecektir.

Seçilir.. Seçilmesindeki sırları başka bir yazıda anlatacağım.. Hele bir konu var ki, akıllara ziyan.

Bugünlerde, bahse konu mahkemede dengeler değişti. Cumhurbaşkanı’nın seçtiği üyeler blok oluşturdu.

Birileri,d aha önce ‘tay’lı kurumun yasasını bize değiştirttiği ve ancak seçilebildiği gibi, şimdi de kurumları ikiye bölerek, üyeleri parlamentoya seçtirerek, oyun tezgahlıyor, kendi hırsı için başkalarını kullanmaya çalışıyor, olabilir.

Onun için B.Kuzu, C.Çiçek dedim.

Taha Kıvanç’ın Yeni Şafak’ta ‘Papazın Kızı’ diye, hoş bir yazısı vardı(12.09.05). Almanya ‘ya Başbakan olması beklenen Angela Merkel için şöyle diyor: ‘CDU’da da basamakları tırmanırken, kendisine el veren, önünü açan herkese sonradan mutlaka kazık atmış…’

Bazı tarifler maymuncuk gibi…

Kendisi için ağlayarak yardım dileyene, bir zaman sonra ‘serseri’ diyebilmek..

Merkel hakkındaki yazı, bana bunu hatırlattı.

Ölümlü dünyada, bu da bilinsin istedim.

NOT: 1962’den 80’e kadar Erzurum’da üniversite okuyanlar iyi bilir Nevzat Şeker’i. Vefat etti aziz dostumuz. Rahmet -ve sabır- diliyorum.

Popularity: 6% [?]

Bir başbakanlık hikayesi

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 14 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

İnsanoğlu için en imkansız, en katlanılmaz şeylerden birisinin, belki de başta gelenin, ‘yalnızlık’ olduğu düşünülür. ‘Yalnızlık Allah’a mahsus’ biçimindeki ifadenin altında, insani olanla, ilahi olan arasında bir sınır sezilir.

Hepinizin çok iyi hatırlayacağı Fuzuli’nin sözleri, ne güzel vurgular insanoğlunun yalnızlığını: ‘Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge/Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı’

Bazı insanlar yalnızdır, bazıları da yalnız olmak zorundadır.

Huzurevinde kalan bir yaşlının yalnızlığı ile, her isteyenle veya her istediğiyle, istediği zaman görüşememek durumunda olan bir Başbakan’ın, bir Cumhurbaşkanı’nın yalnızlığı, aynı kapıya çıkmaz mı?

Bugünlerde, Başbakan’ın özel hayatından kesitler veren konuşmalar okuyoruz basında. Çoğu kadim dostları, ilişkilerini anlatırken, artık bundan sonra ‘çatkapı’ arayamadıklarını özenle vurguluyorlar.

Oysa ki, hiç ummadığınız bir anda, bir dostunuzun çıkıp ziyaretinize gelmesi, ne büyük bir mutluluktur; bilenler bilir…

Başbakan bundan mahrum. Remzi Gür’den Adnan Şenses’e kadar, kadim dostu olduğunu söyleyenlerin anlatımından, bu sonuç çıkıyor. Ne büyük eksiklik.

Rahmetli Yusuf Bozkurt ÖZAL’ın yaşadığı bir olayı, sizlerle paylaşmanın tam zamanı… Rahmetli Turgut ÖZAL’ın öznesi olduğu ‘Muazzam Bir Yalnızdı O’ adlı yazımda da aynı olayı naklettim.

Hadise şu…

Semra Hanım’ın Ankara dışında olduğu bir Ramazan akşamı, Turgut Bey, Yusuf Bey’i, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne iftara davet ediyor, ölümünden az önce… Koca köşkte iki kardeş yapayalnızdır; iftar ederler, namaz kılacakları zaman ev sahibi olması hasebiyle, Yusuf Bey imameti abisine teklif eder. Turgut Bey, sen bana vekalet et der. Sebebi, ancak masaya tutunarak ayağa kalkabilmektedir.

Gece...

Hasta ve yalnız bir adam…

Üstelik kalbi kırık bir adam.

Kurup, iktidar ettiği partisinin reddettiği; evinin bulunduğu sokakta bile çok az kişi tanıyorken bakan yaptığı adamların, bir kısmının ihanetini, yaşarken görmüş bir adam…

Tabii ki, Turgut Özal, hep böyle yalnız değildi. Bir zamanlar, arılar, karıncalar gibi kapısına yığılanlar vardı. Kendisiyle fotoğraf çektirenler, ya da elini öpenler, ayrıcalık hissiyle büyük onur duyarlardı.

İşte o günlerde, 80’li yılların ortalarında, Yusuf Özal’la konuşurken, şunu teklif ettim:

Ülkenin aydın ve farklı düşünen bazı yazar, şair ve sanatçılarıyla, Başbakan Turgut Özal, ayda bir, gündemsiz olarak toplansın, bir nevi beyin fırtınası… Çeşitli konular konuşulsun… Başbakan, o günü boş bıraksın, sadece bu işi yapsın, bunun sonunda yeni bir ufuk oluşsun, ya da oluşmasın… Akla gelmeyen nice konunun sansürsüz konuşulmasıdır önemli olan. Hem de, konuları sözün ve aklın sınırlarını zorlayarak harmanlayacaklardı… Yusuf Bey isimlendirmemi istedi… Sezai Karakoç, Ali Bulaç, İsmet Özel, Cengiz Çandar, Alev Alatlı, Fehmi Koru’nun adlarını saydığımı, bunlarda mutabık kaldığımızı hatırlıyorum.

Bu gerçekleşmedi, ama bazılarıyla birebir ve çok özel görüştü sonraları… Çok da yararlandı.

Gelelim bu güne…

Başbakan, yalnız mıdır, bilmiyorum. Kendi kendini yalnızlığa mahkum edip etmediği hakkında da hiç bir bilgim yok.

Ama bir şeyi çok iyi biliyorum…

İnsanoğlu için yalnızlık, adı konulmamış bir ceza… Bu biliniyor.

Son dakika

Başbakan’a suikast girişimi haberi…

Aynı uyduruk tabanca aynı sıyırmış kafa.

Özal’a suikast yapan Kartal Demirağ olayı aklıma geldi birdenbire…

Deniz Baykal için son çıkarılan yeme kampanyasındaki yaklaşımımı hatırladınız mı?

Başbakan’ın temsil ettiği demokratik yapının etrafında kenetlenelim…

Özal’ı yiyen canavar, bir daha kurban alamasın bizden!

Siyaset çok önemli…

Popularity: 6% [?]

Fuzuli yazmak, Fuzuli okumak…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 11 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Son günlerde köşe yazarlığının gereği ile ilgili oluşturulan gündeme girmeyeceğim. Meraklıların bildiği gibi, internet ortamında başlayıp, gazetelere doğru ilerleyen bir tartışma bu. Daha çok, gazeteciliği meslek edinmişlerin sorunu gibi görünüyor.

Benim söz edeceğim Fuzuli, başka…  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 100% [?]

Çevre nasıl bir şey?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 7 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Sizin de dikkatinizden kaçmamıştır, mutlaka… Gazetelerde, bazı yazarlar vardır, hiç gereği yokken, ortalık günlük güneşlikken, çevreden söz ederler pattadanak. Birçokları da bunu münasebetsiz Mehmet Efendi’lik olarak değerlendirir, haklı olarak. Öyle ya, kesilen filanca sazlıktaki kuş yumurtaları seni niye bu kadar ilgilendiriyor, diye sorası gelir insanın. Orman yangınları olur; 50 hektarlık, 100 hektarlık alan kül olmuştur, bunlarda bir feryat figan… Sanki babalarının çiftliği yanmış gibi… Yeri geldiğinde, yetkili ağızlarda bile 50, 100 gibi rakam olan şeyler, bunlar için yanan kaplumbağalar, yok olan ağaçlar, otlar; ölen solucanlar, kelebeklerdir…

Sanki çok lazım.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 12% [?]

Yakışanlar, yakışmayanlar, eğreti duranlar…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 4 Eylül 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Adını, insanına bir giysi gibi yakıştıran şehirler vardır. Malatya da bunlardan biridir. Binlerce yıllık tarihsel geçmişinde belirleyici olmuştur hep…

Malatyalılarda, bu mensubiyetin herşeye başat olduğunu görürseniz, şaşırmayasınız diye yazıyorum. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 6% [?]


Copyright © 2008 Cumali Ünaldı. All rights reserved.
Kapat
E-posta ile paylaş