Bugün Pazar.. Keyifle yaşayacağınız, içini dolduracağınız, güzel geçmeye aday bir gün..
Gökyüzünü ve yeryüzünü, havayı ve toprağı, geceyi ve gündüzü, sadece size sunulmuş bir nasip olarak algılamaktan yanasınız; bunda haklısınızda.. Çünkü, yüreğiniz, bir ilkbahar toprağı gibi kabarıyor..
Bugünü keyfinizce yaşasanız da-tatil-, yarın, sizi kendi kurallarına uyduracak-iş günü-. Belki de, kendi konumunuzu boğuşmak olarak niteleyeceğiniz bir hafta başlayacak..
Ama, bugün, hala size ait, sizin mülkiyetinizde.
Sımsıkı birleştirdiğiniz parmaklarınızın arasından, bir avuç su gibi akıp gidecek olsa da.. Şimdilik sizin tasarrufunuzda, sizin avucunuzda..Süresi doluncaya, akıp bitinceye kadar..
Şimdi, gözlerinizi kapatın, hayal dünyanıza dalın, 1001 gece masallarındaki gibi bir dev çıksın lambadan, yıllar öncesinin gizli sırlarını fısıldasın kulağınıza.
‘Dile benden ne dilersen’ desin.
Bir yüksek yargıç seçimi öyküsü dinlemek ister misiniz?
İstersiniz, istersiniz.. Taş çatlasa üzerinden 18 yıl geçen bu öyküyü dinleyin.. Dinleyin ki, o gün hata yapanların hatasını,bugün bizi yönetenler tekrarlamasın.
Ne diyor Naima Efendi?
‘Tarih, ibret almak içindir’ demiyor mu?
O halde alalım dersimizi..
Burhan Kuzu’dan, Cemil Çiçek’e kadar,Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmeyi düşünenler de okusun..
Bu da nereden çıktı demeyin. Yaşadığımız hayat, tanıdığımızı sandığımız insanlar, içyüzünü bildiğimize emin olduğumuz olaylar; hepsi bize gösterildiği ve bizim algıladığımız kadar mı? Daha ötesi,daha fazlası yok mu?
Yıllar önceye dönelim..
Anayasa Mahkemesi’ne bir üye seçilecektir. Sonu ‘…tay’la biten kurumlardan birinden.. Özal Cumhurbaşkanı’dır. O ‘tay’lı kurumdan üç kişi, kendilerinden biri olsun diye uğraşmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın kardeşi ile buluşturulurlar; buluşturan, şahsen kefil olur. Aday belli değildir, kendileri sonra seçecektir. Konuşulur, ayrılırlar.15 dakika sonra içlerinden biri geri gelir, ‘kefil’ olana, diğerlerinin kendisini seçtiğini söyler.
Kefil, bunu yutmaz, ama Anayasa Mahkemesi’ne uyanık biri seçilmeli diye de düşünür.
Aday gösterilir, oy alamaz. Kanun değiştirilir, ‘tay’lı kuruma 15 yeni üye seçilir. Onların oyuyla ancak üçüncü olabilir.
Bir ayrıntı: Şimdi yaşamayan o üç kişiden birisi, bir sabah namazında kefil’i arar, ağlayarak, aday arkadaşının seçilmesi için yalvarır.
Bu niye önemli?
Bir süre sonra, o da bir ‘tay’lı kuruma aday olur. Seçilmesi için ağlayarak yalvardığı arkadaşı, ondan bahsederken ‘serseri’ diyecektir gıyabında ve desteklemeyecektir.
Seçilir.. Seçilmesindeki sırları başka bir yazıda anlatacağım.. Hele bir konu var ki, akıllara ziyan.
Bugünlerde, bahse konu mahkemede dengeler değişti. Cumhurbaşkanı’nın seçtiği üyeler blok oluşturdu.
Birileri,d aha önce ‘tay’lı kurumun yasasını bize değiştirttiği ve ancak seçilebildiği gibi, şimdi de kurumları ikiye bölerek, üyeleri parlamentoya seçtirerek, oyun tezgahlıyor, kendi hırsı için başkalarını kullanmaya çalışıyor, olabilir.
Onun için B.Kuzu, C.Çiçek dedim.
Taha Kıvanç’ın Yeni Şafak’ta ‘Papazın Kızı’ diye, hoş bir yazısı vardı(12.09.05). Almanya ‘ya Başbakan olması beklenen Angela Merkel için şöyle diyor: ‘CDU’da da basamakları tırmanırken, kendisine el veren, önünü açan herkese sonradan mutlaka kazık atmış…’
Bazı tarifler maymuncuk gibi…
Kendisi için ağlayarak yardım dileyene, bir zaman sonra ‘serseri’ diyebilmek..
Merkel hakkındaki yazı, bana bunu hatırlattı.
Ölümlü dünyada, bu da bilinsin istedim.
NOT: 1962’den 80’e kadar Erzurum’da üniversite okuyanlar iyi bilir Nevzat Şeker’i. Vefat etti aziz dostumuz. Rahmet -ve sabır- diliyorum.
Popularity: 6% [?]
Bu Yazıyı Paylaşın
Son Yorumlar