Tayyip Erdoğan başarabilir mi?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 31 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

On günden beri, operasyonun nekahetini geçirmek üzere, eve mahkum oldum. Bu sürenin büyük bir kısmını, tarımla ilgili arşivimi gözden geçirerek değerlendirdim. Bir de içe dönük bir nefs muhasebesi yaptım. Bir bakıma, kültürümüzdeki ‘itikaf’ı yaşadım.

Kızılderililer, bir işte çözüm yolu bulamazlarsa, bir sal yaparak ırmağın üzerinde günlerce aç susuz tefekküre dalarlar. Kendilerine bu yöntemle bir ışık, bir çıkış yolu gösterileceğine inanırlar. Meşhur ‘Oturan Boğa’nın lider oluşu da, böyle bir itikaf halinin sonucuna dayanır.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 6% [?]

Acıbadem kurabiyesi, Baykal ve hünsa sözler

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 28 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Şimdi size anlatacağım olay, benim için tatlı bir hatıradır. Sizin de hoşlanacağınızı umuyorum.

Bir acıbadem kurabiyesinin 40 yıl hatırı var mıdır? Bir fincan kahvenin olduğuna göre,olabilir…

‘80’li yılların sonu… Yusuf B. Özal, eşi Elisabeth Heidi Özal ve ben, İstanbul’dan dönüyoruz. Uçakta VIP’deyiz. Önde biz oturuyoruz, arka sırada da Deniz Baykal ve milletvekili arkadaşları var. O günlerde, Yusuf Bey’le Deniz Bey’in, resmi bir selamlaşmadan öte ilişkileri yok.

Bilirsiniz, yolculuklarda eften püften şeyler konuşulur, yolboyu.

Yusuf Bey, elindeki dosyaya daldı. Heidi Hanımefendi de, nezaket gösterdi, birkaç gün önce, onlara gönderdiğim acıbadem kurabiyesini övdü. Çok beğendiğini filan söyledi.

Çoğumuzda bu huy vardır, sevdiğimiz şeyleri, herkese sevdirmek isteriz. O günlerde, ara sokaklarda bir acıbadem kurabiyesi imalatçısı keşfettim, harika kurabiye yapıyor. Oradan alıp, eşe dosta gönderiyorum. Yusuf Bey’lere de göndermiştim, eşi, teşekkür ediyor. Olay bu…

Ankara’ya geldik. Uçaktan inmek üzere hareketlendik, Deniz Bey yanıma geldi, özür dileyerek, istemeden, hanımefendi ile konuşmamı duyduğunu, kendisinin de acıbadem kurabiyesi tutkunu olduğunu, ancak Ankara’da iyi kurabiye bulamadığını, adresi vermemi rica etti.

Ben de, kendilerine göndereceğimi, beğenirlerse, bundan sonra pakette yazan adresten temin edebileceklerini söyledim. Selamlaştık, ayrıldık.

Ankara’da hemen sipariş verdim. Bir gün sonra geldi. Cinnah’ta, Yusuf Bey’le çalışma ofisindeydik. Yusuf Bey’e, kurabiyeyi Deniz Bey’e kendi adıyla göndermesini teklif ettim. Uygun buldu. Aradık, eşiyle görüştü, Deniz Bey Ankara dışındaymış. Kurabiyenin de taze tüketilmesi gerekiyor, ne yapsak, derken, Yusuf Bey, kendi elyazısı ile bir not hazırladı. Ayrıntıları önemserdi. Derin dondurucuda kaç derecede saklanacağını, mikrodalgada hangi derecede, ne kadar işlem göreceğini yazdı, paketi gönderdik.

Deniz Bey dönünce paket için Yusuf Bey’e teşekkür etti. Ondan sonra daha sık görüştüler, dost oldular, Yusuf Bey’in hastalığı süresince de, Deniz Bey aradı, sordu, ziyaret etti, dostluk gösterdi.

O günden sonra, ben, Deniz Bey’le hiç karşılaşmadım. Bu olayı da bilmez.

Gelelim bu günlerde yaşadıklarına…

Ben, o zevatla aynı göğün altında bulunmaktan bile rahatsız olacağını düşünüyorum. Hiçbir şekilde olması mümkün değil ya, farzedelim ki olayın tamamı, hünsa sözcüklerin anlattığı gibi.

O zaman da, siyasetçisini, bu zavallı duruma mahkum eden Türkiye’nin Düzeni, esas suçludur. İkinin biri ihtilal yapıp, siyaseti köklerinden koparan antidemokrat yapıdan hesap sormak gerekir.

Ben, Deniz Baykal ile hünsa sözler’i yanyana yazmaya bile ar ederim, siyasete saygı gösterme gereğinden dolayı…

Siyaseti ve siyasetçiyi bir reklama kurban etmeyelim efendiler, yazıktır!

Hileli askerlik yapan

devletlu soruluyor…

Türkiye’de geçerli askerlik sistemini beğenebilirsiniz, ya da beğenmeyebilirsiniz. Doğrusu, 1975’te, kısa süreli yedeksubay olarak silah altına alınıncaya kadar, askerlik konusunu merak etmemiştim. Olumlu veya olumsuz bir düşüncem de yoktu.

Askerliğimi yaparken, konu üzerinde düşünme imkanım oldu.

Şimdilerde oğlum Burak asker, bu vesileyle yeniden askerlik konusunun içindeyim.

Yasanın bizi zorunlu tuttuğu askerliği, dürüstçe yapar, bu konuda karşı fikrimiz varsa, yeri gelince açıklar, çekinmeden de savunuruz.

Ancak, amiyane tabirle ‘askerlikten sıyırmak’ için bin bahane bulanlara da doğru bakmayız.

Hilekarlıktır da ondan.

21 Ağustos 2005 tarihli star’da yazdığım, hileli askerliği incelenmeyen, halen, çok hassas bir görevde bulunan devletlu soruluyor.

Yazacağım…

Popularity: 9% [?]

Yıkılanlar ve yükselenler

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 24 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Belli ki, kendisini statükoya mahkum etmiş Türkiye’ye, bu kadarlık bir fark bile fazla geldi.

Ne kadar çok yadırgandı Başbakan?

Birileri için umut olarak görmek istedi bazıları. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

Çanakkale’nin kulağımıza fısıldadığı

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 21 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Bu, bir Pazar yazısı olarak asla yazılmayacak bir yazı. Çanakkale’yi anlatacak. Tüm dünya tarihi içinde, eşine az rastlanacak savaşlardan Çanakkale’yi…

Bir tarafta, yıkılmakta olan bir imparatorluk, diğer tarafta en diri devletlerin kurduğu koalisyon.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 7% [?]

Yaraya tuz basmak

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 17 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Siyaset yapanların, sorunu bütün yön ve boyutlarıyla anlatan konuşmaları, bende, hep tedirginlik uyandırmıştır.

Her zaman, Türkiye’deki siyasetçi, indiler gökten melekler saf saf söylemini kullanmayı tercih etti. Neden? Okumaya devam et >>> »

Popularity: 7% [?]

Güneydoğu için ne yapmalı?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 14 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Türkiye için ne yapmak gerekiyorsa, Güneydoğu için de onu yapmalı… Yıllar önce, Yeni Düşünce gazetesi, Doğu Sorunu adıyla bir toplantı düzenlemişti. Seçkin bilim adamları, Şark Meselesi’nden mülhem konu ile ilgili bildirilerini sundular, tartışmalar yapıldı. Ben, Doğu’nun Fetreti adını verdiğim bir bildiri sundum. Türkiye haritasını tam ortasından ikiye katlayalım, doğu ve batı şehirlerini çakıştıralım; doktora düşen hasta, öğretmene düşen öğrenci, yatak ve derslik bakımından sayısal bir kıyaslama yapalım, dedim ve yaptım. Dinleyiciler arasında bulunan Alpaslan Türkeş, yerinden kalkarak, konuşma yaptığım kürsüye doğru yürüyüp, iki elini havaya kaldırarak, itiraz etti.

Rahmetli Türkeş’i, ikna ettim.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

Suya yazı yazmak

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 10 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

İki türlü hükümet etme biçimi var sanki bu ülkede.Ya Özal gibi, sorunu tespit edip, çözümler üreteceksin. Israrla ve cesaretle, her şeyi göze alarak, sorunun üstüne gideceksin.

Ya da Demirel olacaksın. Sorunu, görmezden geleceksin. Kulağının üstüne yatıp uyuyacaksın. Bir devre sonranın hesabını yapacaksın. İktidarını sürdürecek her şeyi, gözünü kırpmadan uygulayacaksın. Ülkenin durumu, seni fazlaca ilgilendirmeyecek. Egosantrik bir yönetim uygulayacaksın.

Dikkat edin tarihimize.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 8% [?]

Bakanı değil, siyaseti değiştirmek…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 3 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Yakın bir geçmişte Tarım Bakanı değişti, biliyorsunuz. Bakan’ın değişmesi, tarım politikalarının değişeceği anlamına gelir mi? Böyle bir değişimi gerektiren, daha önce uygulanan ve başarısız olan bir tarım siyaseti var mıydı? Yoksa, işler kendiliğinden ve yürüdüğü kadar yürüdü de, birdenbire mi ip koptu?

Şimdi sırayla bakalım. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 7% [?]

Malatya’dan bakınca

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 3 Ağustos 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

MALATYASPOR mu iyi takım, Fenerbahçe mi diye soruyorum. Üstelik Fener için 2-0’lık net bir skordan sonra. İsterseniz, bu sorunun cevabını maçla verelim.

34. dakikada Nobre, Eren’e hakem müdahalesi gerektiren bir hareket yapıyor. İşte, film orada kopuyor. Nobre’yi cezalandırması gereken hakem, Eren’e kırmızı kart verdirerek, sonucu FB’ye hediye ediyor; bilerek ya da bilmeyerek. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 6% [?]


Copyright © 2008 Cumali Ünaldı. All rights reserved.
Kapat
E-posta ile paylaş