MGK; kime ne dedi ?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 27 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

İsterseniz, biraz geriye gidelim… 3 Haziran 2004 tarihli yazımda; ‘Dönüp sormalıyız kendimize, milli güvenlik nedir? Bir ülke her yıl Kıbrıs adası kadar toprağı erozyonla yitiriyorsa. Kırsalda yaşayanları %40 kabul edersek, bu da 30 milyon insan ediyorsa, mesela %10’a çekmek için 23 milyon insanı tarım dışına çekme mecburiyeti varsa… Bir ülkenin bundan daha önemli milli güvenlik sorunu olabilir mi?’ diye yazmışım. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 6% [?]

Sordum sarı çiçeğe ‘Ayların en zalimi’ni

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 24 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Şiir sever yazarların bu ayda hiç sektirmediği bir giriş vardır. Nobel ödüllü şair T.S. Eliot’ın Çorak Ülke şiiri ile yazıya başlamak. ‘Ayların en zalimidir nisan’ sözü, ilaç gibidir. Biraz daha meraklılar, ikinci dizeyi de kondurur. Nisanın niye zalim olduğunu açıklar: ‘leylaklar açtırır ölü topraktan’.

Oysa ki, Çorak Ülke, ortalama şiir okurunu zorlayarak sürer.

Çünkü, T.S. Eliot’ın kendisi farklı ve zor bir insandır.

İlginçtir, ABD’de doğduğu halde İngiltere’yi tercih etmiştir. T.E. Hulme ve Ezra Pound ile birlikte, doruktaki Victoria Devri romantik şiir geleneğini, devrimci bir tavırla sarsmıştır.

Katolik Hıristiyan geleneğine bağlıdır.

‘Gelenek ve Bireysel Yeti’ adlı eleştirisi, yepyeni bir bakış açısı getirir.

Şu söz onundur: ‘Hiçbir şairin, hiçbir sanatçının tek başına bir anlamı yoktur. Onun anlamı, değerlendirilmesi, ölmüş şair ve sanatçılarla olan bağının değerlendirilmesidir.’

Tarih konusundaki görüşleri, bizim Naima ile benzerlikler gösterir. Naima’nın tarihi anlatan sözleri ile Eliot’ın şu sözü çakışır: ‘Tarih duygusu da, geçmişin geçmişliğinden başka, şimdiliğinin de kavranmasını gerektirir.’

Bana en ilginç geleni, geleneğe bir miras gibi sahip olunamayacağı, ancak, büyük bir çabayla elde edilmesi gerektiğine dair sözüdür. Bizim gibi, büyük bir tarih mirası üzerinde oturan, onu anlamak için çaba göstermeyenler açısından önemlidir.

Ben bunları düşünürken, Atilla Koç’un şiir ile romanı karşılaştıran, dengeyi de roman yönünde değiştiren konuşması yayınlandı. Atilla Koç’un kim olduğunu biliyorsunuz. Yanında turizmi de taşımak zorunda olan yeni Kültür Bakanımız.

Atilla Koç’u ne zaman tanıdım?

1972’de. Çok sıcak bir gündü. Nabi Avcı, Ahmet Kot ve Ben, Başbakanlık ile İçişleri Bakanlığı arasındaki taşlığı, yanarak geçtik. İçişleri Bakanlığı’nda, Atilla Koç’un danışman odasında, çok samimi bir sohbetle kendimize geldik.

Yeni milletvekili seçildiğinde de, tanıştığımız gündeki isimlere yeni dostların eklenmesiyle, çok tad aldığım uzun bir sohbette, idaredeki deneyiminin, yürütmeye yansıması gerektiği temennimi söyledim.

Atilla Koç bakan oldu nice sonra.

Gazetelerin topluma sunduğu resim, tanıdığımız birisi değildi.

Atilla Koç’u niye böyle algıladıklarına, o imajla topluma tanıttıklarına şaşıyorum doğrusu. Çünkü o öyle birisi değil. Yani, hayata karşı uyuklayan bir geçmişten gelmiyor.

Aksine, hayata karşı diri duran, sorgulayan, anlamaya çalışan bir geleneğin sürdürücüsü.

Bizde roman neden gecikti?

Kemal Tahir’e bakarsanız, geleceği biçimlendirmeyi uygun görmediğimizden. Ancak, klasik şiirimizde mesnevi biçimini romanla ilişkilendirenler de var. Bakanlık müsteşarı Prof.Dr. Mustafa İsen’in alanına giren konudur.

Bizim, her dem taze, yaşayan, insanı anlamaya çalışan, onun belki de milyar yıllık macerasını, acısını, sevincini bize hissettiren; olağanüstü güzellikte, yaramızın ilacı, yüzyılların mirası bir şiirimiz var.

Şaman şiiri de, divan şiiri de, halk şiiri de… Manilerden türkülere, ninnilerden ağıtlara, bozlaklara kadar insanın yüreğini köze süren bir güzellikler deryası…

Onun için, Eliot’ın ‘en zalim ayı, nisan’ı, unutuyorum.

Defterimi açıyorum, bir güzel Yunus gülümsüyor, bilgece. Anadolu’nun, bu mevsimde hayranı olduğumuz, her rengin en güzeli çiçeklerinin, rüzgarda dalgalandığı dağında taşında sarı çiçeklerle söyleşmede…

O soruyor, çiçek cevaplıyor.

Dünyayı ve insanları unutuyorum.

Kendimle baş başa..

Kalbim, ey divane! diyerek.

Size de öneririm: Lütfen, şiir okuyun!

Hemen şimdi!

Hem dostlarınıza, hem de bana yazın okuduklarınızı; paylaşalım söz uygarlığımızı…

Popularity: 9% [?]

Sorunu, siyasetle çözmek!

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 23 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Bir su arkının, kuru yaprak ve çer çöple tıkanıp, suyun yönünün değiştiğini hiç gördünüz mü? Ben gördüm.

İnsanoğlunun kan damarları da öyle değil mi? Önce plakalar belli bir yerde birikiyor, zamanla orası tıkanıyor ve olmadık hasarlar veriyor.

Diyelim ki bir otobandasınız. Trafik su gibi akıyor. Yavaş yavaş hızınız azalıyor ve insanı çıldırtan, bir saatte bir metre gitmeye başlıyorsunuz. Bütün trafiği durma noktasına getiren neden anlaşılıyor bir süre sonra, bir kaza olmuş ve trafik polisi bekleniyor.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 7% [?]

Ne yapmalı?

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 20 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Son günlerde gıdada olup bitenler herkesi korkuttu. Nasıl korkutmasın ki? Hileli gıdalar Tv’de gösterilinceye kadar ilgililer ortada yok! Kamuoyu endişelenmeye başlayınca, bir toplantı düzenleniyor. Bal sorunu, sorumluluk sahibi bir milletvekili tarafından ortaya çıkarılıyor. İzmit’te, yumurtadaki zehir konusunu Greenpeace, patatesi başkaları, tavukta hormon iddiasını bir eski hakem gündeme taşıyor. Okumaya devam et >>> »

Popularity: 9% [?]

Özal’dan öte…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 16 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Yarın, Turgut Özal’ın ölüm yıldönümü. Siyasi görüşünüze uyar, ya da uymaz, ama herkesin kabul edeceği gibi farklı bir kişilikti. Sevip beğenenler için sözüm yok. Beğenmeyenler de, onun, Türkiye gibi, kabuğuna sıkışmış bir ülkede, devrim denecek bir hızla, dünyaya açılmayı sağladığına itiraz etmezler.

Dış borçların artışı ve devlet erkinin zayıflamasını, Özal’ın en büyük kusuru olarak görenler de vardır. Bu onların düşüncesidir, saygıyla karşılanır.

Tarafsız olarak bakıldığında, Özal neydi? Okumaya devam et >>> »

Popularity: 6% [?]

170 yıl önce nasılsa, öyle…170 yıl önce nasılsa, öyle…

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 9 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Zaman geçip gittikçe, umulmadık değişiklikleri de beraberinde getiriyor. Dünya, çevre, insanlar, alışkanlıklar, yaşam biçimleri..nasıl da değişiyor kısacık sürelerde. Her şey şaşırtıcı bir gelişme içerisinde. Bir bakıyorsunuz, dünün komünist Çin’i, bugünün serbest piyasa ortamında, ucuz işgücüne dayandırdığı yüksek rekabet yeteneğiyle, liberal dünyayı titretmekte; küçücük Uzakdoğu devletleri, dünya ekonomisine hissedilir bir ağırlık koymaktadır.  Okumaya devam et >>> »

Popularity: 6% [?]

Siyasal anlamda ‘İkinci Yeni’

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 6 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Biz, koşu bittikten sonra da koşan atlarız’ sözü, sadece Sezai Karakoç’un şiirinin bir figürü değildir. Toplumsal hayat da, eylem ya da durgunluk boyutuyla, bu şiirin bir yansıması gibidir.

Başka bir yazarın düşünceleri de, günümüz siyasetinin tarifi için, bu mısralarla örtüşen çok sağlam ipuçları veriyor bize… Okumaya devam et >>> »

Popularity: 6% [?]

Türkiye’nin ardında durmak

Yazan: Cumali Ünaldı ; Tarih 2 Nisan 2005 Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Sanki dertlerin salkım saçak dökülme ayındayız. Cumhuriyet döneminde geçmiş hükümetlerin yanlışlarının faturası bu hükümete çıkarılıyor gibi. Hem de bunca yılın toplamıyla. Yetmezmiş gibi, Osmanlı yönetiminin sorumluluğundaki işlerin bilançosu da mevcut hükümete ciro ediliyor. Ermeni sorununun hesabı kesildi, kesilecek. Kıbrıs da öyle… Yılların birikimi olan ağır ekonomik sorunlar, işsizlik başta olmak üzere, gelir dağılımındaki adaletsizlik… Sorun, sorun, sorun… Okumaya devam et >>> »

Popularity: 6% [?]


Copyright © 2008 Cumali Ünaldı. All rights reserved.
Kapat
E-posta ile paylaş